(3194 S. K. m. 1) (818 S. K. m. 44, 98, 215, 355) (1086 S. K. m. 72)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacılar vekili ile davalı vekili geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık eser sözleşmelerinin bir türü olan arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesinden kaynaklanmıştır.
Eser sözleşmelerinde, yüklenicinin ana borcu eseri fen ve sanat kurallarına uygun meydana getirerek iş sahibine teslim etmektir. Somut olayda, eser meydana getirilmiş, davacı arsa sahiplerine 6.7.1998 tarihli tutanakla teslim edilmiştir. Eserin kabulü ile yüklenici kendisine ayıp ihbarı yapılmayan açık ayıplı işlerden kurtulur. Açık ayıplar genellikle eserdeki basit bir muayene ile ilk bakışta görülebilen fen ve sanat kurallarına uygun düşmeyen imalatlardır. Gizli ayıplar ise eserin kabulünden sonra genellikle kullanım sonucu ortaya çıkan eserin kullanımını engelleyen vasıf eksiklikleridir. Eserin kabulünden sonra ortaya çıkan ve genellikle yüklenicinin kasten sakladığı ve kötü malzeme kullanılmasından kaynaklanan gizli ayıplardan ise, yüklenici ayıba karşı tekeffül borcu sebebiyle zaman aşımı süresince sorumludur. Uyuşmazlıkta, bilirkişi asıl ve ek raporlarındaki hasar ve zararlar ayıplı malzeme ve ayıplı işlerden kaynaklandığından davalı yüklenici bunların giderilmesi ile sorumludur.
Yukarıdaki açıklamaların ışığında davacıların isteyebileceği zarar açısından somut olaya dönülürse;
Tapu kayıtlarına göre binadaki 2, 3, 4 ve 7 numaralı bağımsız bölümler davacılara aittir. 15.1.2003 günlü bilirkişi raporundan, fiilen zemin kattaki küçük dairenin merdiven ile dubleks dairenin batar kattaki kısmına yapıldığının belirlendiği görülmektedir. Bu daire imar mevzuatı açısından kaçaktır. Kamu düzeninden olan 3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca, yapıdaki projesine uyulmadan yapılan yerin sadece yıkımı istenebileceğinden davacılar zemin kattaki küçük daire zararlarının tahsilini talep edemez. Kaldı ki, dava dilekçesinde bu yerle ilgili talep ve davası da yoktur ( HUMK.72.md. ). Mahkemece, davacıların bilirkişi raporunda bulunan ve hüküm altına alınan 1.562.000.000 TL.lik istek bölümü açıklanan nedenle reddolunmalıdır. Aynı şekilde, aşağıda yeniden değinilecek olmakla birlikte, davacılar tastikli projesinde bulunmayan, kaçak yer için kira kaybı zararı da istiyemeyeceklerinden kira kaybı taleplerinin reddi yerine hüküm altına alınması da kabule göre yanlıştır.
Diğer yandan, yapıdaki hasarlar 2000 yılı Şubat ayında ortaya çıkmış, davacılar zararları bu tarihteki bilirkişi raporları ile öğrenmişlerdir. Dava ise, bu tarihten çok sonra 7.2.2001 tarihinde açıldığından davacıların davalı borçlu zararının artmasına neden oldukları ortadadır ( B.K.m.98-44 ). Bu yüzden de, mahkemece bilirkişilerden alınacak ek raporda; davacılara ait 2, 3, 4 ve 7 numaralı bağımsız bölümler ile ortak yerlerdeki zararı Şubat 2000 tarihinden, dava açılması için gerekecek makul süre ilavesi ile bulunacak tarihteki rayiç fiyatlarla hesaplattırılmalıdır. Zarar değerini 7.2.2001 olan dava tarihi fiyatlarıyla bulan bilirkişi raporuna bağlı kalınması da açıklanan sebeple doğru olmamıştır.
Yukarıdan beri söylendiği gibi, yapıdaki davacılara ait bağımsız bölümler 2, 3, 4 ve 7 olanlardır. Bilirkişi raporunda ortaya konulan iş kalemleri dikkate alındığında bunların giderilmesi süresince bağımsız bölümlerden yararlanma olanağı bulunmadığı açıktır. Başka bir anlatımla, davacıların isteyebileceği kira yoksunluğu zararı onarımın yapılacağı süre ile sınırlı olmalıdır. Zira, onarım süresi geçtikten sonra ortaya çıkan zararla, zarara sebebiyet veren davalı yüklenici arasında illiyet bağının süregeldiği düşünülemez. Bu nedenle de, mahkemece, bilirkişilerden alınacak ek raporda hasarların öğrenildiği Şubat 2000 tarihine az yukarıda bahsolunan dava açılması için gerekli makul süre ilave edilerek, bu süre ile raporda giderilmesi öngörülen zarar kalemlerinin giderilmesi için geçecek süre arasında kalan dönem için davacıların kira kaybı zararı hesaplattırılmalı ve bu miktar hüküm altına alınmalıdır. Değinilen yönler gözetilmeden kira kaybı alacağının yazılı olduğu şekilde kabulü de bozma nedenidir.
Yukarıdan beri açıklandığı üzere davacıların uğradığı zararlar mal varlıklarıyla ilgilidir. Gerçi, bu tür zararlar da kişiyi az veya çok manevi bir üzüntüye düşürür ise de, zarar mal varlığına yönelik olduğundan diğer bir deyişle kişisel haklarıyla ilgili bulunmadığından, manevi tazminat taleplerine ilişkin dava da Dairemizin öteden beri yerleşen görüşüne uygun olarak reddolunmalıdır. Manevi tazminat isteminin kabulü de açıklanan gerekçe ile bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıdaki ( 1. ) bent gereğince davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ( 2. ) bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 375.000.000 TL duruşma vekillik ücretinin davacılardan alınıp davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 26.3.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy