(818 S. K. m. 106, 108, 355)
Dava : Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Arsa sahibi, davalının 25.5.1998 tarihli Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi uyarınca yükümlendiği inşaatı süresinde tamamlayamadığından sözleşmenin feshine, menfi zararları ile mahrum kalınan kira bedelinin ödetilmesine karar verilmesini dava etmiştir.
Davalı, duruşmada reddini istemiş, daha sonra verdiği dilekçesiyle, 17 Ağustos depremi nedeniyle inşaatın durduğunu ve 6.kat kaçak olduğundan davacının 1 dairesini veremediğini savunmuştur.
Mahkemece, davacının amacının kira talebi olduğu kanaatine varılmış olmakla, davacının fesh ve diğer taleplerinin reddine, 1.452.000.000 TL toplam kira alacağının aylık muacceliyet tarihlerinden olan 4.8.2000 tarihinden itibaren yasal ve değişen faizleriyle tahsiline, fazla talebin reddine karar verilmiştir.
Borçlar Yasasının 355. ve devamı maddelerinde yer alan eser sözleşmesinin bir türü olan Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde, arsa sahibinin edimi arsayı teslim ve kararlaştırıldığı şekilde arsa tapusunu devretmek, yüklenicinin edimi ise, yükümlendiği inşaatı süresinde, noksansız ve kusursuz olarak tamamlayıp teslim etmekten ibarettir. Sözleşmenin haklı feshinin sübutu durumunda fesheden taraf, Borçlar Yasasının 108/II.maddesi uyarınca menfi zararlarının giderilmesini isteyebilir. Menfi zarar ( olumsuz ) ise, akdin ifa edileceğine güvenilerek yapılan masraflar ve kaçırılan fırsatlardır. Bir başka deyişle, akit yapılmasaydı uğranılmayacak olan zararlardır. Akdin süresinde ifa edilmemesi nedeniyle mahrum kalınan kira kaybı ise, gelecekle ilgili müsbet ( olumlu ) zarar niteliğinde olup, fesh halinde istenilemez.
Somut olaya gelince;
Davada akdin feshi ile birlikte olumlu ( müspet ) zarar niteliğinde kira kaybı ve açıklaması yapılmayan menfi zarar istenilmiştir. Mahkemenin, 21.5.2002 günlü ara kararında, davacıdan, akdin feshini mi? kira bedelini mi? istediği konusunda tercih yapması için açıklama istenilmiş, bunun üzerine davacı vekili, 11.6.2002 havale tarihli dilekçesiyle aynen, "seçimlik hak olarak sözleşmenin feshini talep ediyoruz" açıklaması yanında kira alacağını da istemiştir. Yine davacı vekili, 31.10.2002 tarihli dilekçesinde, "öncelikle seçimlik hak olarak sözleşmenin feshini talep ediyoruz" beyanını tekrarlamıştır. Bütün bu açıklamalar karşısında davacı arsa sahibinin, seçimlik hakkını akdin feshi yönünde kullandığı açık seçik ortadadır. Borçlar Yasasının 106.maddesinde yer alan bu hakkın kullanılması ise yukarıda değinildiği üzere, davalının temerrüdünün sabit olması halinde mümkündür. Oysa mahkemece davacının fesh talebi üzerinde durulmamış, kira isteyebileceği konusunda ıslaha zorlandığı halde direndiği karar gerekçesine yazılarak davacının öncelikli seçiminin fesih olduğu gözden kaçırılmıştır. Mahkemece yapılması gereken iş, davacının fesh istemekte haklı olup olmadığı, haklı olduğu sonucuna varılır ise, menfi zararlarının nelerden ibaret olduğu açıklattırılıp, incelenmeli ve hasıl olacak sonuç çerçevesinde hükme varmaktan ibaret olmalıdır.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 16.9.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy