(818 S. K. m. 44, 98)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Taraflar arasında eser sözleşmesi ilişkisi vardır. Davacı iş sahibi, davalı ise yüklenicidir.
Kural olarak, yüklenicinin eseri, iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi gerekir. Bu kural, yüklenicinin sadakat ve özen borcu sonucudur. Yine bu kural gereği, yüklenici iş sahibinin yararına olan şeyleri yapmak ve zararına olan şeylerden kaçınmak zorundadır. Zira, yüklenici işinin ehlidir. İş görme sırasında iş sahibinin zararına olacak her fiilden kaçınmak görevi yükleniciye düşer. Sadakat ve özen borcu önceden sözleşmeyle somut biçimde kararlaştırılamaz. Özen borcu sözleşmenin ifası sırasında ihlal edildikçe kendisini gösterir ve böylelikle somutlaşır. Kaldı ki, olayda taraflar arasındaki sözleşmenin 30.maddesinde ifa sırasındaki genel anlamdaki her türlü zarardan yüklenicinin sorumlu olacağına ilişkin hüküm vardır.
Bütün bu anlatımların sonucu olarak dava dışı Telekom A.Ş.ye ait kablo hasarından davalının sorumlu olması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkar.
Bu saptamadan sonra taraflar arasındaki rücu ilişkisinin kapsamını tayin sorununa gelince;
Davada rücuan alacak istendiğinden uyuşmazlığın çözümünde BK.nun 50 ve 51.maddelerinden yararlanılması gerekmektedir. Gerçekten, haksız fiil halinde uygulanacak olan yasanın 50.maddesi uyarınca ödeme yapan borçlunun diğer borçlu aleyhine rücu hakkı bulunduğu, rücu hakkının kapsamını tayinde ise hakimin görevlendirildiği görülmektedir. BK.nun 98 ve 44.maddelerince de rücu hakkı sahibi olan alacaklının borçlunun daha fazla zarara uğramasına neden olacak hür türlü tedbirleri alması zorunludur. Olayda, davacının hakem kararına itirazı, 19.3.1999 tarihinde reddedildiğinden rücu hakkı sahibi davacı idare hak sahibine bu tarihte ödeme yapmakla ödevlidir. Oysa ödeme, bu tarihte değil icra takip dosyasına 19.6.2000 tarihinde yapılmış, böylece davacı rücu borçlusunun zararının fazlalaşmasına kendi kusuru ile sebebiyet vermiştir.
Hal böyle olunca, mahkemece yapılması gereken iş; gerek duyulur ise, bilirkişi incelemesi de yaptırılarak davacının 19.3.1999 tarihi itibariyle rücuan isteyebileceği alacak tutarını hesaplatmak ve bu tutarı hüküm altına almak olmalıdır. Bütün bu yönler gözardı edilerek hukuki olan konudaki bilirkişi raporuna bağlı kalınarak eksik inceleme ve araştırma ile davanın reddedilmiş olması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda 1.bendde açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bend uyarınca hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 5.7.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy