(818 S. K. m. 96)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili geldi. Davalı avukatı gelmedi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacı avukatı dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü :
Karar: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-25.11.1992 günlü "daire satış sözleşmesi" başlıklı belgenin konusu, 278 parsel sayılı taşınmaz üzerine yapılacak binanın 13 nolu bağımsız bölümü ve bağımsız bölümü üzerine dıştan merdivenli 2 oda, 1 mutfak, banyo ve tuvalet şeklinde geri kalan kısmı da teras olacak şekilde inşa edilecek olan yerdir. Davacı bu sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki yere karşılık satış bedeli ödemiştir.
29.3.2002 günlü bilirkişi raporunda, bağımsız bölüm satış sözleşmesinde tanımlanan yerin binada bulunmadığı, esasen, mimari projeye göre de mümkün olmadığı açıklanmıştır. Yine bu rapordan davacının elinde sözleşmede tarifi yapılan olmasa bile bir bölüm yerin bulunduğu görünmektedir. Daha açığı davalı, davacıya satışını yaptığı halde sözleşme konusu yerin bütününü kusuruyla davacıya teslim edememiş, böylelikle ortaya çıkan kısmi imkansızlıktan ötürü davalı tarafın mal varlığında sebepsiz zenginleşme meydana gelmiştir. İfadaki imkansızlık borçlunun kusuru sonucu meydana geldiğinden alacaklı, kusuruyla temerrüde düşen borçludan bu aşamada aynen ifayı isteyemez.
Ne var ki, davadaki ayni hak talebinin içinde sözleşmeye uygun teslimi yapılmayan kısmın yerini tazminat borcu geçeceğinden, borçlu B.K.nun 96.maddesince alacaklının hakkını elde edememesinden dolayı uğradığı zararı ödemekle yükümlü tutulmalıdır.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; gerek duyulursa yeniden keşif yapılarak bilirkişilerden ek rapor alınıp, davacıya sözleşmeye göre teslimi mümkün olmayan taşınmaz bölümünün değerinin dava tarihindeki değerini saptamak, çoğun içinde az da bulunduğu kuralı uyarınca bu bedelin tahsiline hüküm kurmaktan ibarettir. Değinilen yönler üzerinde durulmadan davanın yazılı olduğu şekilde reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan 1.bent uyarınca davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2.bent uyarınca hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 375 milyon TL Yargıtay duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 2.6.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy