(1086 S. K. m. 275) (818 S. K. m 98, 106)
Dava ve Karar: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili avukat İ. K. ile davalı vekili avukat A. A. geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı, davalı tarafından düzenlenen 31.7.1999 tarihli 100 milyarlık faturanın konusu müteahhitlik hizmet bedeli olarak gösterilmişse de faturanın hizmetle ilgisi olmayıp bedeli ödenen ve davalının imal edip davacıya teslim etmesi gereken bordür taşları ile ilgili olduğunu, taşların kendilerine teslim edilmediğini ileri sürerek 80 milyar TL. nın, davalı ile imzalanan 10.5.2000 tarihli sözleşmeden doğan hakediş alacakları için 45 milyar TL. nın, aynı sözleşmenin haksız feshi nedeniyle de 25 milyar TL. nın ödenmesi gerektiğini ileri sürerek şimdilik 120 milyar TL. nın tahsilini istemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Davadaki ihtilafın birinci bölümü 31.7.1999 tarihli faturadan kaynaklanmaktadır. Davacı bu fatura nedeniyle davalıya 100 milyar TL. nakit (elden) ödeme yaptığını ve bu ödemenin imal ve teslimi gereken bordür taşları ile ilgili olduğunu ispatlayamamıştır. Fatura davacıya tebliğ edilmesine rağmen süresinde itiraza uğramamış olup kapalı şekilde tanzim edilmediği için ödeme yapıldığını da kanıtlamamaktadır. Taraflar arasında ispatlanamayan bordür taşı işi dışında çeşitli ilişkilerin oluştuğu ve bununla ilgili alacak-borç durumunun cari hesap şeklinde defterlere işlendiği anlaşılmaktadır. Alınan bilirkişi raporlarından incelenen taraf defterlerine göre davacının davalıdan alacağı olduğuna dair bir kayda rastlanmadığı anlaşılmaktadır. Davacının kendi defter kayıtlarında da davalıdan alacaklı olduğunu gösterir bir kayıt bulunmamaktadır. Bu hususun davacının kendi aleyhine delil oluşturacağı ortadadır. Zira faturayı defterine işlemiş ve 1 yıldan fazla süre geçmesine rağmen faturanın başka bir iş nedeniyle düzenlendiği hususunda davalıyı uyarmamış ve böylece fatura münderecatını kabul etmiştir.
Davanın ikinci bölümü, 10.5.2000 tarihli sözleşmenin feshinden kaynaklanmıştır. Bu sözleşmede, sözleşmenin herhangi bir hükmüne riayet edilmemesi halinde davalıya fesih hakkı tanınmıştır. Davacı yaptığı bu işten dolayı hakettiği bedellerin tamamını tahsil ettiği halde davacı iş programının gerisinde kalmış ve akdi ihlal etmiştir. Bu durumda sözleşmenin feshinde davalının haklı olduğu kabul edilmelidir. Açıklanan bu nedenlerden dolayı gerek alacak davasının ve gerekse de kâr mahrumiyeti talebinin reddine karar verilmesi gerekirken davanın kısmen kabulü doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda izah edilen nedenlerle hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, (375.000.000) TL. duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınıp vekille temsil olunan davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 23.09.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy