(818 S. K. m. 30) (1086 S. K. m. 274)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Dava, yüklenici tarafından iş sahibine verilen taahhütnamenin ikrah nedeniyle iptali ve bu belgeye istinaden eksik ödenen iş bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
İkrahın koşulları B.K.nun 30. maddesinde belirtilmiş olup, aynı maddenin 2.fıkrasında bir hakkın veya kanuni yetkinin isteneceği veya kullanılacağı tehdidi ile müzayakaya duçar olan kimsenin yaptığı akdin, tehdit eden için fahiş menfaatler temin etmemesi halinde tehdidin ikrah teşkil etmeyeceği hükmü getirilmiştir.
Olayda davacı şirket ve ortakları ile yetkililerinin hayat, namus, mal ve hürriyetine yönelik bir tehdidin varlığı ileri sürülüp kanıtlanmış değildir. Davalı idarenin bağlı bulunduğu bakanlığın başında bulunan bakanın, keşif artışı ile ilgili işleri 2001 yılı fiyatları ile yapmayı kabul ettiğine dair taahhütname vermemesi halinde keşif artışını imzalamayacağı, sözleşmeyi feshedeceği ve hakediş ödemesini geciktireceğine dair beyanı, taahhütname tarihi itibariyle keşif artışının iş bedelinin %30'unu aşması nedeniyle keşif artışını imzalamama ve sözleşmeyi fesih yetkisi bulunduğundan kanuni yetkinin kullanılacağını bildirme niteliğindedir. Dava konusu işin %30 keşif artışı dışında kalması nedeniyle bu işin yapılması ayrı bir sözleme konusu olup davalı idarenin yeniden ihale yaparak işi aynı veya daha düşük bedelle başka bir yükleniciye vermesi ihtimali gözden uzak tutulamayacağından idarenin fahiş menfaat temin ettiğinden söz etmek mümkün değildir. Bunun yanında idarenin ne şekilde fahiş menfaat temin ettiği de somut delillerle kanıtlanamamıştır. Kaldı ki davacı müzayaka halinde olması nedeniyle taahhütnameyi verdiğini ispat edemediği gibi keşif artışları dahil tüm iş bedeli dikkate alındığında müzayaka halinde bulunduğunun kabulü de mümkün değildir.
Öte yandan HUMK. 274. maddesinin son cümlesine göre tanık listesinde gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlemeyecekleri gibi ikinci tanık listesi verilmesi de mümkün değildir. HUMK. 249. maddesinde de devlet hizmetinde bulunanların meslek sırrıyla bağlı oldukları olaylar hakkında hizmetlerinden ayrıldıktan sonra da mensup oldukları resmi makamın yazılı izni olmadıkça tanık olarak dinlenmelerinin caiz olmadığı kabul edilmiştir. Davacı vekilinin 17.4.2003 tarihli tanık listesinde bildirdiği Hüseyin Alioğlu, Mirbey Ertuğrul ve İbrahim Gökdemir isimli tanıklar taahhütnamenin verildiği tarihte davalı idarenin genel müdürü, genel müdür yardımcısı ve kontrol amiri olup, ilgili bakanın yazılı izni olmaksızın dinlenmeleri, ilk tanık listesinde bulunmayan ve 2.12.2003 tarihli dilekçede ismi bildirilen Mustafa Yılmaz ikinci tanık listesi yasağına rağmen dinlenerek beyanlarının hükme esas alınmak suretiyle ikrahın sübuta erdiğinin kabulü de doğru olmamıştır.
Dosya kapsamına göre ikrah sübuta ermediği ve koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği halde yazılı gerekçeler ve yanlış değerlendirme sonucu kabulü doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 07.04.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy