(6762 S. K. m. 100) (818 S. K. m. 101) (3065 S. K. m. 4)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat E. D. ile davalı vekili Avukat N. E. geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-) Davacı, birleştirilerek yargılaması yapılıp mahkemece hükme bağlanan her iki davada da; Türk Ticaret Kanunu'nun 100. maddesi hükmünde tanımlandığı üzere, hukuksal niteliğince ticari tellallık sözleşmesi olan yanlar arasındaki 18.5.1992 günlü sözleşmeyi dayanak almıştır. Bu sözleşmenin 2. maddesi: Entes A.Ş. bu bölgelerde gerçekleştireceği her türlü inşaat ve tesislerin toplam değeri üzerinden A.B.'e hizmetleri karşılığı bir komisyon ödemeyi taahhüt etmektedir.
Bu komisyon miktarı mal karşılığı ödemelerde net % 1,5 (bir buçuk) nakit ödemelerde ise net %4 (dört)tür. Bu miktar her istihkak ödemesinin Entes'in hesaplarına geçmesini müteakip en geç 7 gün içinde Akın Bener'e veya uygun göreceği kişi veya kuruluşlara defaten ve nakden aynı döviz cinsi üzerinden fatura karşılığı ödenecektir. hükmünü içermektedir.
Kural olarak Borçlar Yasası'nın 101/1. maddesi hükmü gereğince; borçlu temerrüdünün gerçekleşebilmesi için borcun istenebilir olması yeterli olmayıp, istenebilir bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıyla direngen olur. Ancak, borcun ifa edileceği gün, alacaklı ve borçlu tarafından birlikte belirlenmiş ise, Borçlar Yasası'nın 101/2. maddesi uyarınca ihtar gerekmeksizin belirlenen bu günün sonundan itibaren borçlu temerrüdü gerçekleşmiş olur. Alacaklı ve borçlunun birlikte belirlediği ödeme günü, kesin vadedir. Somut olayda da, yanlar arasındaki sözleşmenin 2. maddesinde belirlenen borcun ifa edileceği gün, Borçlar Yasası'nın 101/2. maddesi hükmü gereğince kesin vade niteliğinde olup, (12.8.1995) tarihidir.
Davacı da, 18.5.1992 tarihli sözleşmenin 2. maddesine göre her iki davada 3095 Sayılı Yasanın 4/a maddesi uygulanarak temerrüt faizi ödetilmesini istemiştir. Ancak (5000) USD asıl alacağın ödetilmesi istemine ilişkin davada işlemiş temerrüt faizi toplamı açıklanmamış ve fakat faiz uygulaması yapılması istenmiştir. İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2000/550 esas sayılı hükmü ile birleştirilen davada ise, belirtilen temerrüt tarihi ile dava tarihi arasındaki süre için (159.539.47) USD temerrüt faizi toplamı dava dilekçesinde gösterilerek talep edilmiştir.
12.8.1995 temerrüt tarihi ile dava tarihleri arasındaki süre için davacının 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesi hükmü uyarınca temerrüt faizi isteyebileceği yönündeki mahkemenin kabulü doğrudur. Ancak, mahkemece yapılan temerrüt faizi uygulaması doğru olmamıştır. Çünkü 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a maddesi gereğince, sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır. Oysa mahkemece Devlet Bankalarından sadece Halk Bankası'ndan faiz uygulaması sorulmuş, T.C. Merkez Bankası'ndan bilgi alınmış ve faiz uygulaması yapılmıştır. Kaldı ki, Merkez Bankası uygulanacak faizin taban ve tavan oranlarını belirlemeye yetkilidir. Az yukarıda açıklandığı üzere, 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesinin uygulamasında, Devlet Bankalarının yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödeyebileceği değil eylemli olarak ödediği en yüksek faiz oranının gözetilmesi gerekmektedir. O halde mahkemece yapılacak iş; 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesi hükmüne uygun olarak yukarıda açıklanan şekilde faiz oranlarını saptamak ve 12.8.1995 temerrüt tarihi ile dava tarihleri arasındaki süre için davalının kazanılmış hakkı da dikkate alınmak suretiyle işlemiş temerrüt faizi tutarlarını belirlemek ve dava tarihlerinden itibaren de asıl alacağa değişen oranlar da gözetilerek anılan Yasanın 4/a maddesi hükmü uyarınca temerrüt faizi uygulamak ve ayrıca işlemiş temerrüt faizi tutarları yönünden de davalarda davacı yanca başvuru harçları yatırılmış ise taraflar yararlarına takdir olunacak avukatlık ücretinin red ve kabul oranının belirlenmesinde işlemiş temerrüt faizi miktarlarını dava değerine katmak ve buna göre hüküm vermekten ibaret olmalıdır.
Mahkemece yukarıda açıklanan hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1.) bentte belirtilen nedenlerle davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, (2.) bentte açıklanan sebeplerle de davalının temyiz itirazlarının kabulüne ve hükmün BOZULMASINA, 375 milyon TL. duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, 18.06.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy