(818 S. K. m. 355, 364) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davalı tarafından üretilen düğmelerin metal kaplama işinin davacı tarafından yüklenildiği ve fakat yanlar arasında yazılı sözleşme yapılmadığı hususlarında uyuşmazlık yoktur. Yanlar arasında yapılan bu sözlü sözleşme Borçlar Yasasının 355.maddesinde tanımlandığı üzere, hukuksal niteliğince bir eser sözleşmesidir. Davacı, yüklenici; davalı iş sahibidir. Davacı tarafından düzenlenen dava ve icra takibine dayanak alınan faturalar ile tutarı davalı yanca itirazsız ödenen ve dava ve takip konusu yapılmayan faturalarda gösterilen iş bedeli tutarında da yanlar arasında çekişme yoktur. 01.03.2004 günlü bilirkişi raporunda da toplam iş bedelinin (7.229.786.840) TL olduğu saptanarak açıklanmıştır. Davalının da belirtilen iş bedelinin 5.485.126.000 TL tutarındaki kısmını ödediği tarafların kabulündedir.
Dava ve takip konusu (1.744.660.840) TL alacak ise, iş sahibi davalı tarafından ödenmemiştir. Ödenmeyen bu miktar, davalı tarafından düzenlenen 10.10.2002 günlü ve 017125 sıra numaralı ve reklamasyona ilişkin (236.000.000) TL tutarlı fatura ile 10.10.2002 tarihli ve 017124 sıra numaralı davalıya teslim edilmediği ileri sürülen (37.792) adet nikel siyah satın alınan düğme bedelini gösterir (1.337.836.800) TL tutarlı faturaların toplamıdır.
Sözleşmede taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa, kural olarak işin parası, teslim zamanında ödenir.(BK. md. 364) İşin-eserin, teslimini yasal delillerle kanıtlama ödevi yükleniciye aittir. Dosya kapsamındaki 01.03.2004 günlü bilirkişi raporunda gösterildiği üzere; yüklenici tarafından düğme miktarlarını da gösterir şekilde düzenlenen faturalar ve irsaliyeleri, 14.05.2002 ila 07.08.2002 tarihleri arasında düzenlenmiştir. Davalı tarafından 20.05.2002 tarihinde 42.126.000 TL, 30.7.2002 tarihinde 1.650.000.000 TL ve 2.250.000.000 TL ve 14.08.2002 tarihinde de 1.543.000.000 TL olmak üzere toplam (5.485.126.000)TL ödenmiştir. Ödemelerin düğme miktarlarını gösterir fatura ve irsaliyelerin davalı iş sahibine tebliğ ve tesliminden sonra yapılmış olmasına ve en geç faturaların 07.08.2002 tarihinde davalıya tebliğ edilmiş olduğu kabul edilecek olsa dahi Türk Ticaret Kanununun 23/2.maddesi gereğince tebliğinden itibaren sekiz gün içinde davalı iş sahibince kapsamlarına itiraz olunduğu yasal delillerle kanıtlanmadığından kapsamlarının kesinleşmiş bulunmasına göre, iş bedeli istenen düğmelerin davalı iş sahibine yüklenici tarafından teslim edilmiş ve iş bedeline hak kazanmış olduğunun kabulü gerekir. Bu hukuksal nedenlerle davalının soyut iddia ile kendisine malın iade edilmediğinden bahisle düzenlediği 10.10.2002 günlü (1.337.836.800) TL tutarlı faturanın davacı yönünden bağlayıcılığı yoktur.
10.10.2002 günlü ve 017125 sıra numaralı ayıp nedeniyle düzenlenen (236.000.000)TL fatura bedelinin, iş bedelinden mahsubunun gerekip gerekmediğine gelince; Bir malda sözleşme ve yasa hükümlerine göre normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların bulunması, o malın yahut eserin ayıplı-kusurlu olduğunu gösterir. Kısaca ayıp, eşyanın normal niteliklerinden ayrılmasıdır. Yüklenicinin, iş sahibine olan borçlarına aykırı olarak, imalini yüklendiği eserin ayıplı olması durumunda; açık ayıplarda Borçlar Yasasının 359'uncu; gizli ayıplarda aynı Yasanın 362.maddesi hükmüne uygun olarak ihbarda bulunduğu takdirde Borçlar Yasasının 360.maddesi hükmünde tanınan hakları, iş sahibi kullanabilir.
Buna göre, eserin tesliminden sonra iş sahibi, işlerin olağan gidişine göre imkan bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve açık ayıp-kusur varsa bozukluğu derhal yükleniciye bildirmek zorundadır. Tersi durumda, yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulmuş olur. Ancak kasten sakladığı bozukluklarla usulüne uygun yapılan gözden geçirme de fark edilemeyecek ayıplar için yüklenicinin sorumluluğu devam eder. Eğer, meydana getirilen eserin teslim alındığı sırada usulüne uygun yapılan gözden geçirme ile var olan bozukluğu görülmemişse ortada gizli bir ayıbın olduğu kabul edilir. Ayıp sonradan ortaya çıkarsa, iş sahibi öğrenir öğrenmez yükleniciye derhal bildirmek zorundadır. Davalı vekili, 10.03.2003 günlü dilekçesinde (2000) adet düğmenin deforme olduğunu ve bu nitelikteki ayıp sebebiyle reklamasyon faturasının düzenlendiğini bildirmiştir. Mahkemece, ayıp ve derecesine yönelik bilirkişi incelemesi yapılmamış ise de; nitelendirilen bu bozukluğun açık ayıp niteliğinde olduğu açıklıkla anlaşılmaktadır. Az yukarda açıklanan şekilde ayıp ihbarında bulunduğunu yasal delillerle kanıtlayamayan iş sahibi davalının süresinden çok sonra düzenleyip gönderdiği reklamasyon faturası ile süresinde ayıp ihbarında bulunduğu kabul edilemez.
Yukarıda açıklanan hukuksal sebeplerle dava ve takip konusu asıl alacağın tümüne yönelik borçlu davalının itirazının iptaline ve İİK. nun 67.maddesinde öngörülen yasal koşulların gerçekleşmiş olduğu anlaşılmakla asıl alacak tutarı üzerinden davacı yararına icra-inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken mahkemece davanın yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamış ve hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda 1. bentte belirtilen nedenlerle davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan sebeplerle temyiz itirazlarının kabulüne ve hükmün davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,80 YTL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 07.06.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy