(818 S. K. m. 105, 355)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş davalı vekili tarafından duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekilleri avukat Erbaşar Özsoy ve Nazmi Baran ile davalı vekili avukat Faik Tanlık geldi. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Dava BK.nun 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar ve kar kaybı istemine ilişkin olup, mahkemece faizin cinsi dışındaki talepler yönünden davanın kabulüne dair verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Davalının temyiz itirazları yönünden;
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddine.
2- Dava dilekçesinde iş bedelinin tahsili amacıyla açılan davanın henüz sonuçlanmadığı açıklanmış, dosyaya ibraz edilen karar örneğinden de o davada verilen kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.
Borçlar Yasası'nın 105. maddesi uyarınca alacaklının uğradığı zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu takdirde borçlu kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini kanıtlanmadıkça bu zararı ödemekle mükelleftir.
Yasa koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiştir. Bu zararın karşılanması iki bölümde düşünülmüştür. Birinci bölüm kanıtlanmadan ödenmesi talep edilecek zarar miktarıdır ki bu temerrüt faizidir. Diğer bir deyişle temerrüt faizi miktarınca alacaklının zarara uğradığı yasal bir karine olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında davacının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir.
Dava konusu somut olaydaki ana fikir, ana düşünce temerrüt faizini aşan bir zararın mevcut olup olmadığıdır.
Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Zira; davacı para alacağını zamanında alması halinde ne şekilde kullanacağını kanıtlayamamıştır. Ayrıca alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispat etmek zorundadır. Soyut enflasyonun yada bankalarda mevduat için ödenen faizin temerrüt faizinden yüksek oranda olması munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmez. Burada davacının kanıtlaması gereken husus enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil; kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir. Örneğin alacağını zamanında tahsil edememekten ötürü, başkasına olan borcunu ödemek için daha yüksek oranda faizle borç aldığını alacaklı olduğu parayı zamanında alsa idi yabancı para ile ödemek durumunda olduğu borcunu geçen süre içinde gerçekleşen bu fark sebebiyle daha yüksek kurdan ödemek zorunda kaldığını kanıtlamak durumundadır.
Munzam zarar faiz ile karşılanamayan zarar olarak tanımlandığından davacının alacağının miktarı ile bu alacak nedeniyle tahsil edilebileceği faizin belli olması, gerekmektedir. Bu nedenle Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2005/515 Esas ve 2008/33 Karar sayılı ilamının kesinleşmesi beklenerek davacının ne miktar alacağının olduğu ve bu alacak miktarına ödenmesi gereken faiz miktarı da dikkate alınarak munzam zarardan doğan alacak miktarı hesaplanmalıdır. Bu hesaplar yapılırken de, yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınmalıdır.
Davacı şirket adına borçlandığı iddia edilen şirket ortakları hakkındaki icra takibi nedeniyle yapılan faiz ödemelerinin ve kredi kartı borç ödemeleri nedeniyle talep edilen munzam zararın borçlanmanın şirket adına yapıldığı kanıtlanamadığından; ayrıca ticari itibar, kaybı nedeniyle istenilen kar kaybı talebi de munzam zarar kapsamında değerlendirilemeyeceğinden reddi gerekir.
Munzam zarar olarak talep edilen ve mahkemece hüküm altına alınması gereken masraf hesap edilirken, yapılan masrafın gerçek miktarı güncelleme yapılmadan dikkate alınmalı ve bu miktara ayrıca KDV ilave edilmemelidir.
Davacı şirketin Ankara'da bulunan büro giderine de hükmedilmiş ise de, bu büronun sadece dava konusu iş ile ilgili olduğu kabul edilerek alacak hesabı yapılması da doğru olmamıştır.
Mahkemece SSK. ve vergi ödemelerinin ve miktarının dava konusu iş ile ilgili olduğu araştırılmadan bu giderlerin tümünün Milas işiyle ilgili olduğu kabul edilerek hüküm kurulmuştur.
Davacı şirketin alacağına geç kavuşması nedeniyle bankalardan almış olduğu kredilere ödemiş olduğu faiz miktarı, davacının açmış olduğu alacak davası sonucunda saptanan kesin alacağı oranında munzam zarara yansıtılması ve miktarın güncelleme yapılmadan hesaplanması gerekir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına bozulması uygun bulunmuştur.
3- Davacının temyiz itirazları yönünden;
Dava dilekçesinde alacağın reeskont faiziyle tahsili talep edilmiş olmasına rağmen hüküm altına alınan alacağa yasal faiz yürütülmüş olması doğru olmamıştır.
Açıklanan nedenle de kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda birinci bentte yazılı nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, kararın 2.bent uyarıca davalı, 3.bent uyarınca da davacı yararına BOZULMASINA, 550,00'şer YTL vekalet ücretinin taraflardan karşılıklı alınarak yekdiğerine verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 10.04.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy