(2004 S. K. m. 67) (818 S. K. m. 38, 355, 364, 366)
Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ise de miktar itibariyle duruşma isteğinin reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Dava, İİK'nın 67. maddesi hükmüne dayalı olarak açılmış olup, icra takibine takip borçlusu davalının vaki itirazının iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ve verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Ankara 10. İcra Müdürlüğü'nün 2005/4086 takip sayılı dosyası kapsamından; davacının, adli takip yoluyla davalı hakkında başlatmış olduğu icra takibinde, 11.470,00 TL asıl alacak ve 200,00 TL işlemiş temerrüt faizinin tahsilini istediği, takip borçlusu davalının süresindeki itirazı sonucu takibin durduğu anlaşıldığı gibi; takip konusu asıl alacağa yönelik, itirazın iptali istemiyle açılan, davanın ise, hak düşürücü niteliğindeki bir yıllık süresi içerisinde açılmış olduğu saptanmıştır.
Dava ve icra takibine dayanak alınan servis formu başlıklı 28.01.2005 tarihli 3 adet belgenin, davalının mühendisi S.T.; 16.02.2005 tarihli ve 15.02.2005 günlü servis formlarının ise, davalının proje müdür yardımcısı M.A.K. tarafından imzalanmış olduğu çekişmesizdir. Davalı vekili, servis formu başlıklı belgeleri imzalayanların şirketi temsile yetkili olmadıklarını savunmaktadır. Oysa, sözü edilen belgelerin tarafların istihdam ettiği kimselerce imzalanması durumunda; imzalayanlar tarafları temsile yetkili olmasalar dahi, yapılan işleme taraflarca üstü kapalı da olsa onay verilmiş ise Borçlar Kanunu'nun 38. maddesi gereğince, o hukuksal işlem ya da işlemler ve bu kapsamda sözleşmeler tarafları bağlayıcı olur. Somut olayda da davalı şirket adına servis formlarını imzalayan kimselerin Borçlar Kanununun 453. maddesi hükmünde tanımı yapılan ticari vekilleri oldukları anlaşılmaktadır. Servis formlarında yazılı işlerin yapılması için sözü edilen belgeleri imzalayan davalı çalışanlarının yetkisiz temsilci veya ticari vekil olmadıklarının kabul edilmesi durumunda dahi, davalı şirket tarafından yapılan işler kabul edilmiş olduğuna göre, esasen karşılıklı icap ve kabul sonucu imzalanan ve Borçlar Kanununun (1, 2, 3 ve 4.) maddelerine uygun şekilde oluşan servis formu başlıklı sözleşmelerle davalının bağlı sayılması gerekmektedir. O halde, Borçlar Kanununun 355. maddesi hükmünde tanımlandığı üzere, taraflar arasında bir eser sözleşmesi niteliğinde akdi ilişkinin kurulmuş olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece, yanlış değerlendirme yapılarak, taraflar arasında akdi ilişkinin davacı yanca kanıtlanamadığının kabulü doğru olmamıştır.
Yanlarca, iş bedelinin belirlenmemiş veya yaklaşık olarak kararlaştırılmış olması durumunda; işin bedeli, işin yapıldığı zamandaki serbest piyasa rayiçlerine göre yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu mahkemece belirlenir (BK. md. 366). Somut olayda da; mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu sunulan bilirkişi kurulu raporu incelendiğinde, iş bedelinin Borçlar Kanunu'nun 366. maddesi hükmünde öngörülen yönteme uygun olarak saptanmış olduğu sonucuna varılmaktadır. Sözleşme konusu işin niteliği değerlendirildiğinde ve davalı yanca da aksinin savunulmadığı gözetildiğinde sözleşme konusu işlerin davalının şantiyesinde yapılmış olduğu ortaya çıkmaktadır. O halde, Borçlar Kanununun 364. maddesi gereğince; davacı yüklenicinin hak ettiği iş bedelinin istenebilir olduğu açıktır. Ancak, davalının da iş bedelini tamamen veya kısmen davacıya ödediğini yasal delillerle kanıtlama hakkı bulunmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıda açıklanan sebeplerle dava ve takip konusu asıl alacak tutarının 11.470,00 TL tutarında olduğu kabul edilerek, davalı yanca kanıtlanacak ödemeler var ise mahsubu yapılarak; varsa kalan miktar üzerinden itirazın iptaline ve kabul edilecek asıl alacak tutarına icra takip tarihinden geçerli olmak ve % 30 oranını aşmamak üzere değişen oranlar da gözetilerek avans faizi uygulanmasına karar vermekten ibaret olmalıdır. Açıklanan sebeplerle karar bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne ve kararın davacı yararına BOZULMASINA, fazla alınan temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 07.12.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy