(1086 S. K. m. 388)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Karar: Yargıtay bozma ilamında özetle: Davalıya ait iskânen oluşan ve kadastroca 1095 nolu parsele uygulanan 4.5.1972 tarih ve 8 numaralı tapu kaydı kumluk sınırı değişir nitelikli kabul edilerek nizalı parselin tapu kayıt miktar fazlası tespit edildiği, eylemli durumda da güney doğuda Çanakkale Boğazı ve deniz kumluğu bulunduğu, bu nedenle gerek 3621 sayılı Kıyı Yasasının yürürlüğünden önce gerekse sözü edilen Yasanın yürürlük döneminde taşınmazın bulunduğu yörede kıyı şeridinin düzenlendiğine ilişkin harita varsa getirtilip uzman bilirkişiye uygulattırılarak çekişmeli parselin kıyı şeridine göre yerinin belirlenmesi, komşu taşınmaz kayıtlarıyla gerekli uygulama ve denetleme yapılması, ayrıca; jeoloji mühendisi raporunda bildirilen sahil şeridinin tespitine ilişkin işlemler kesinleşmemiş ise sonucu hakkında bilgi alınması, kıyı şeridinin tespiti için yapılan bir işlem bulunmadığı halde jeolog ve jeomorfologlardan oluşan bilirkişi kurulu aracılığı ile gerekli inceleme yapılarak kıyı şeridinin belirlenmesi ve çekişmeli parselin bu belirlemeye göre sahil şeridinde ve denizin etki alanında kalıp kalmadığının saptanması, taşınmazın sahil şeridinde ve denizin etki alanında kalmadığının anlaşılması halinde davalı yararına zilyetlikle mülk edinme şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; çekişmeli 1521 parselin kıyı kenar çizgisi içinde kalan ve tespit dışı bırakılan 15 metrekarelik kısmı çıkarıldıktan sonra kalan kısmın davalı tespit maliki mirasçıları adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Sonuç: Mahkemece ittihaz olunan 13.2.1996 tarihli kısa kararda davanın reddine karar verildiği halde, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine sonucunu doğuracak şekilde hüküm kurulmuştur. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388. maddesi gereğince kısa kararla gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki olmaması gerekir. Kararlar arasındaki çelişki yargılamanın aleniliği ilkesine aykırı, mahkemelere olan güveni sarsıcı niteliktedir. Bu nedenle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, 06.11.2000 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy