(1086 S. K. m. 186, 237, 440)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan, dava sonucunda verilen kararın onanmasına ilişkin yukarda belirtilen ilamın karar düzeltme yolu ile incelenmesi Hazine tarafından süresinde istenilmekle; inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. Gereği Görüşüldü:
Karar: Hazine tarafından zilyet eden Yusuf Gök aleyhine 12.1.1976 tarihinde elatmanın önlenmesi davası açılmış, yapılan yargılama sonunda; Hazinenin davasının kabulüne ve davalı Yusuf Gök'ün taşınmaza vaki elatmasının önlenmesine karar verilmiş; bu karar Yargıtay 1.Hukuk Dairesi'nce onanarak kesinleşmiştir. Dava görülmekte iken Yusuf Gök tarafından taşınmaz 30.10.1976 tarihli satış senedi ile davacının bayiine satılıp teslim edilmiştir. Satış tarihinden itibaren taşınmaz davacının bayii ve davacı tarafından aralıksız, çekişmesiz ve malik sıfatıyla tasarruf edilmiştir. Taşınmaz yargılama sırasında el değiştirmiş olmasına rağmen Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 186.maddesi uyarınca yeni zilyedin davaya katılması sağlanmadığı gibi, dava zilyet olan kişiye ihbarda olunmamıştır. Men'i müdahale davası, taşınmaz yargılama sırasında hiç el değiştirmemiş gibi Yusuf Gök aleyhine sürdürülüp bitirilmiştir. Eski zilyet aleyhine açılan dava yargılama sırasında taşınmazı devir alan davacıya yönetilmediği için davacının 30.10.1976 tarihinde başlayan zilyetliğinin kesintiye uğradığından söz edilemeyeceği gibi, davacı ve bayiinin bağımsız zilyetliği tespit tarihine kadar 20 yıldan fazla sürdüğünden davacının ilk zilyet ve kesin hükmün tarafı olan Yusuf Gök'ün eklemeli zilyetliğine de ihtiyacı bulunmamaktadır. Eklemeli zilyetlik Yusuf Gök'ün taşınmazı sattığı kişi ile parseli ondan temellük eden davacı arasında söz konusudur. Yukarıda da ifade edildiği gibi davacının bayii ile Yusuf Gök arasında eklemeli zilyetlik söz konusu değildir. Yusuf Gök'ün eklemeli zilyetliği olmadığına göre davacı ile Yusuf Gök arasında halefiyetten de bahsedilemez. Bu durumda Yusuf Gök aleyhine kesinleşen ilamın, dava sırasında taşınmazı devir alan zilyet yönünden kesin hüküm oluşturup oluşturmayacağı hususu önem arz etmektedir. Hukukumuzda kesin hükümden söz edilebilmesi için öncelikle taraf birliğinin olması gerekir. Davacı kesinleşen men'i müdahale davasının tarafı olmadığına ve yukarıda belirtilen nedenlerle halefiyet durumu da bulunmadığına göre Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 237.maddesinde öngörülen taraf birliği şartı oluşmadığından, kesin hüküm davacı yönünden bağlayıcı nitelik taşımaz. Nitekim bu kural Hukuk Genel Kurulu'nun 14.11.1962 tarih ve E.8/42, K.48 sayılı ilamında ... Dava sırasında dava konusu hakkı devredenin, sanki devir yokmuş gibi davada taraf olarak kalması sonunda verilen karar, hakkı devir alan için kesin hüküm olmaz ... sözleriyle ifade edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nun anılan kararından da anlaşılacağı üzere kural olarak kesin hüküm sadece tarafları leh ve aleyhinde etkiler. Dolayısıyla hiç kimse savunma imkanı bulamadığı bir davanın sonuçları ile bağlı tutulamaz. Hal böyle olunca; açıklanan ve mahkeme kararında gösterilen nedenlere göre Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440.maddesinde sayılan nedenlerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin REDDİNE, aynı Kanunun 442.maddesi uyarınca 35.500.000 Lira para cezasının karar düzeltme isteğinde bulunandan alınmasına, 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/J Maddesi uyarınca red harcına gerek olmadığına, 24.04.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy