(3402 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında temyize konu 105 ada 122 parsel sayılı 394000 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ham toprak niteliğinde olması nedeniyle davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı Ökkeş, yasal süresi içinde kendisine ait 105 ada 124 parselin miktarının eksik olduğunu, eksikliğin bir kısmının 122 parsel içinde kaldığına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ve çekişmeli 105 ada 122 sayılı parselin fen bilirkişisinin 5.9.1995 tarihli krokisinde "E" ( C+D ) ile gösterilen 24.265.08 metrekarelik kısmın davacı Ökkeş adına, "H" ve "F" harfleri ile gösterilen kısımlarının ham toprak vasfı ile Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli parselin temyize konu olan bölümü yönünden zilyetlikle iktisap şartlarının oluştuğu kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de, mahkemenin kabulü dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun bulunmamaktadır. Kadastro tespit tutanağının edinme sütununda taşınmazın taşlık ve çalılık niteliğinde olduğu belirtilerek ham toprak olarak Hazine adına tespit edilmiştir. Taşınmazın bir bölümü üzerinde 10-12 yaşlarında bağ omcalarının olduğu bildirilmiştir. Bu olgu açıkça tutanağın edinme sütunundaki beyanları doğrulamaktadır. Bağ omcalarının tespit tarihinden sonra dikildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle kadastro tespitine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14.maddesinde öngörülen 20 yıllık iktisap süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Kadastro ekibinin gözlemlerine dayanarak saptadığı maddi olguya aykırı düşen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilerek hüküm kurulması doğru değildir. Öte yandan, Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca aynı çalışma alanı içinde sulu arazide 40, kuru arazide 100 dönüm miktarındaki taşınmazın kayıt ve belgesiz olarak zilyetlikle iktisabı mümkündür. Davacı adına Köy Hizmetleri tarafından sulandığı belirlenen ve 3083 sayılı Kanun uyarınca sulu arazi olarak değerlendirilmesi zorunlu bulunan 20.625 metrekare ve kuru arazi olarak da 54750 metrekare adına yer tespit ve tescil olunduğu saptanmıştır. Sulu arazinin 51562 metrekare miktarındaki kuru araziye tekabül ettiği göz önüne alındığında miktar sınırlaması dikkate alınmaksızın davacı adına tescile karar verildiği sabit olmaktadır. Bu nedenle de mahkemenin kararı usul ve yasaya aykırıdır. Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi ve taşınmazın tespit gibi Hazine adına tescile karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Temyiz itirazlarının bu nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 20.11.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy