(3402 S. K. m. 14, 16/B)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 181 ada 26 parsel sayılı 40.556.63 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz komşu parsellere uygulanan vergi kayıtlarının sınırlarında mer'a bulunması ve kayıt miktar fazlası olması nedeniyle üzerindeki ağaçların Yaşar'a ait olduğu tutanağın beyanlar hanesine yazılmak suretiyle, Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı, yasal süresi içinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne, çekişmeli parselin teknik bilirkişi raporunda "A" harfiyle gösterilen 37.299.47 metrekare miktarındaki bölümünün davacı, geriye kalan bölümünün ise Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmazın tarım arazisi niteliğinde bulunduğu, kamu yararına tahsis edilen veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerle ilgisinin olmadığı, kamu orta malı mer'a vasfı taşımadığı kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; Değerlendirme dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Davaya konu 26 sayılı parsel davacı adına tespit edilip kesinleşen 8 ve 9 nolu parsele uygulanan 938 tahrir yıllı ve 679 numaralı vergi kaydının bu yönü mer'a okuması nedeniyle Hazine adına tespit edilmiştir. Davacının dayandığı anılan vergi kaydının davacı adına tespit edilip kesinleşen 8 ve 9 sayılı parsellere ait olduğu ve davalı parsel yönünü mer'a okuduğu mahallinde yapılan uygulama ile belirlendiği gibi bir kısım komşu parsellere uygulanan kayıtların da davalı parsel yönünü mer'a okuduğu saptanmıştır. Mer'a hududu genişletilmeye elverişli hudutlardan olup, mer'aların zilyetlikle iktisabı mümkün değildir. Her ne kadar arazi başında dinlenen bilirkişi ve tanıklar taşınmazın tarım arazisi olduğunu ve 40 yılı aşkın süredir davacı tarafça sürülüp ekildiğini ifade etmişlerse de; resmi kayda ve özellikle davacının kendi dayandığı kayda aykırı düşen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez.
Sonuç: Hal böyle olunca; davacının davasının reddine, taşınmazın tespitte olduğu gibi Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu yazılı olduğu şekilde davanın kısmen kabulü yolunda hüküm kurulması isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 4.12.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy