(766 S. K. m. 26) (3402 S. K. m. 12) (1086 S. K. m. 95)
Dava: Taraflar arasında genel kadastro ile oluşan tapunun, tapu kaydına dayanarak açılan tapu iptali davası sonucunda verilen hükmün Yargıtayca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 238 parsel sayılı 44700 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz malikinin bilinememesi nedeniyle Hazine adına teslim edilmiş, itirazı kadastro komisyonunca reddedilen Yusuf Göksu'nun açtığı dava sonunda Kadastro Mahkemesinin 1985/1 esas, 1989/66 sayılı ilamı ile dava feragatten reddedilip tespit gibi Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, kesinleşerek hükmen Hazine adına tescil edilmiştir. Davacı Kazım Uygun mirasçıları, irsen intikal, tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak Hazine adına oluşan tapu kaydının iptali ile adlarına tescil istemi ile dava açmışlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulü ile çekişme konusu 238 parselin Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile Kazım Uygun mirasçıları davacılar adına eşit hisseli olarak tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davaya konu Bostankaya Birliğinin Sercihan Mevkiindeki 238 sayılı parsel kadastro tespiti sırasında maliki tam olarak bilinemediğinden bahisle 21.10.1979 tarihinde Hazine adına tespit edilmiştir. 766 sayılı Kanun'un 26.maddesi gereğince 16.3.1982 tarihi ile 14.4.1982 günleri arasında yapılan askı ilanı içerisinde Yusuf Göksu'nun Tapulama Müdürlüğü nezdinde yaptığı itiraz Tapulama Komisyonunca 18.2.1984 tarih 1984/182 sayılı kararı ile reddedilmiş, itirazı komisyonca reddedilen Yusuf Göksu, süresi içerisinde kadastro mahkemesine müracaat ederek 237 ve 238 sayılı parsellerin tespitlerinin iptali ile adına tescil edilmesini talep ve dava etmiştir. Davacının 7.1.1985 tarihli dilekçesi ile açılan tespitin iptali ve tescil davası Sivas Tapulama Mahkemesinin 1985/1 esasına kaydedilmiştir. Yargılama sırasında 7.7.1987 tarihinde yapılan keşif esnasında davacı 238 sayılı parselle ilgili davasından feragat ettiğini beyan etmiş, mahkemece davacının beyanı usulüne uygun olarak belgelendirilmiştir. Yapılan yargılama sonunda; Mahkemenin 28.6.1989 tarih 1985/1 esas, 1989/66 sayılı kararı ile 238 sayılı parselle ilgili davanın feragat nedeniyle reddine, 237 sayılı parselle ilgili davanın kabulüne karar verilmiş, bu karar davacı Yusuf Göksu ve Hazineye 18.9.1989 tarihinde tebliğ edilmiştir. Hazinenin temyizi üzerine yerel mahkeme kararı Yargıtay 16.Hukuk Dairesinin 20.12.1990 tarih 1990/2008-18427 sayılı ilamı ile onanmış, mahkemenin, kararın 19.2.1991 tarihinde kesinleştiği yolundaki şerhi üzerine taşınmaz 9.4.1991 tarihinde tescil edilmiştir. Davacı Ahmet Uygun ve arkadaşları 24.11.2000 tarihli dilekçe ile Ulaş Asliye Hukuk Mahkemesine müracaat ederek 238 sayılı parselin yukarıda anlatıldığı şekilde Hazine adına gerçekleşen tescil işleminin iptalini ve adlarına tapuya tescilini talep ve dava etmişlerdir. Mahkemece davanın 10 yıllık hak düşürücü süre gerçekleşmeden açıldığı, davacıların eski tarihli ve doğru temele dayanan tapu kayıtlarının davaya konu parseli kapsadığı kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuştur. Olayda öncelikle halledilmesi gereken mesele davanın yasal süre içerisinde açılıp açılmadığı, bir diğer ifade ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3.maddesindeki 10 yıllık sürenin geçip geçmediği konusudur.
Sonuç: Davacı Yusuf Göksu tarafından açılan davada davacı 7.7.1987 tarihinde bu parselle ilgili davasından feragat ettiğini belirtmiş ve beyanı usulen belgelendirilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 95.maddesi gereğince feragat ve kabul kat'i bir hükmün hukuki neticelerini hasıl eder feragat halinde mahkeme, davanın son bulduğunu tespit ile yetinmesi gerekir. Feragat beyanının usulen belgelendirilmesi ile derdest bir davanın varlığından söz edilemez. Bu nedenle feragatin tespiti ve buna dayalı olarak verilen 20.6.1989 tarih 1985/1 esas, 1989/66 sayılı kararın 18.9.1989 tarihinde taraflara tebliğinden sonra temyiz inceleme isteğinin bitiş günü olan 18.10.1989 tarihinde karar mülkiyet hukuku yönünden kesinleşmiş bulunmaktadır. Hazinenin ücreti vekalet yönünden kararı temyiz etmiş olması, feragate dayalı hükmün kesinleşmesini engellenemez, sükutu hak süresini uzatmaz ve bu temyiz sonuç olarak Hazinenin kendi aleyhine yorumlanamaz. Bu nedenlerle 10 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıç tarihi olarak 18.10.1989 tarihinin kabulü zorunludur.
Hal böyle olunca; Kadastro Mahkemesi kararının 19.2.1991 tarihinde kesinleştiği yolundaki şerh de gerçeği yansıtmadığı için hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Zira Tapulama Müdürünün veya Kadastro Hakiminin herhangi bir nedenle kadastro tutanağının kesinleşme tarihinde hata yapmış olması sonucu etkilemez. Bu durumlarda tescil tarihi onay tarihi değil yasanın öngördüğü biçimde yazılması gereken tarih olarak kabul edilmesi gerekir. Bu durumda da tescil tarihinin yukarıda belirtildiği gibi 18.10.1989 olarak yazılması, 10 yıllık sürenin ise 18.10.1999 tarihinde dolduğunun kabulü gerekmektedir. İncelemeye konu olayda dava 24.11.2000 tarihinde açıldığına göre 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3.maddesinde düzenlenen sükutu hak süresi gerçekleşmiş, dava bu süre dolduktan sonra açılmış bulunmaktadır. Bilindiği üzere 10 yıllık süre 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3.maddesinde düzenlenmiştir. Kanunla düzenlenen bu süre hak düşürücü süredir. Hak düşürücü süre itiraz niteliğinde olup hakim tarafından re'sen nazara alınması gerekir. Zamanaşımının kesilmesi veya durması mümkün olduğu halde, hak düşürücü sürenin durması veya kesilmesi söz konusu değildir. Hak düşürücü sürenin geçmesi ile hakkın özü ortadan kalkar. Mahkemece hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Hazine temsilcisinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 11.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy