(3402 S. K. m.14, 17)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında 116 ada 5 parsel sayılı 4173.16 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz beş yıldan bu yana Mestan Değer tarafından kullanılmakla birlikte zilyetlikle edinme süresinin dolmaması nedeniyle davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı Mestan Değer vekili, yasal süresi içinde satın alma, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne ve çekişmeli parselin davacı Mestan Değer adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmazın tarım arazisi niteliğinde bulunduğu, kamu yararına tahsis edilen veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerle ilgisinin olmadığı zilyetlikle mülk edinme şartlarının davacı taraf yararına gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; değerlendirme dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Çekişmeli taşınmazın 5 yıldan beri Mestan Değer tarafından kullanıldığı, zilyetlikle mülk edinme şartlarının zilyedi yararına gerçekleşmediği belirtilerek Hazine adına tespit edilmiştir.
Davacı dilekçeye ekli 21.3.1955 ve Nisan 1952 tarihli satış senetlerine dayanarak dava açmıştır. Yargılama sırasında yapılan keşiflerde dinlenen yerel bilirkişi Mehmet Yılmaz, tespit bilirkişileri Mustafa Özcan, Osman Çetin, Ali Şahin, Halil Tekne, yerel bilirkişi Adil Çetin, tanık Ramazan Dursun ve Mehmet Yılmaz, taşınmazın 1990 yılına kadar çalılık ve taşlık olduğunu, bu tarihten sonra davacının dozerle araziyi düzeltip tarla haline getirdiğini, kullanmanın bu tarihten sonra başladığını ifade etmişlerdir. Bilgisine başvurulan uzman ziraat mühendisi Hüsnü Çınar Aybak, 20.4.2004 tarihli ayrıntılı ve mukayeseli raporunda taşınmaz üzerindeki imar ihyanın 10 yıl önce başlayıp halen bitirilmediğini bildirmiş, dosyaya konulan fotoğraflardan da taşınmazın halen yer yer taşlık ve çalılık olduğu, imar ihyanın tamamlanmadığı anlaşılmış bulunmaktadır.
Keşif sırasında bilgisine başvurulan bir kısım bilirkişi ve tanıklar ile uzman bilirkişiler kurulu, imar ihyanın tamamlandığını ve zilyetliğin 20 yılı aşkın süreye ulaştığını ifade etmişler ise de; ihyanın tamamlanmadığının dosya'ya konulan fotoğraflarla belirlenmiş bulunması, resmi belge niteliği taşıyan kadastro tutanağının aksinin yeterli delillerle ispat edilmemiş olması ve 1.10.2004 tarihli uzman bilirkişiler raporunda bir taraftan arazinin ortasında toplanmış taş yığınları olup, zemininde irili ufaklı taşlarla kaplı bulunduğu ifade edilirken, bir taraftan ihyanın tamamlanmış olduğundan bahsedilmesi bir çelişki olup, mahkemece kendi içinde çelişen bu rapora ve tüm dosya kapsamı ve kadastro tutanağı ile çelişen tanık beyanlarına değer verilerek hüküm kurulması doğru bulunmamıştır. Hal böyle olunca; taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup 1990 yılından sonra imar ihya edilmeye çalışıldığı ve halen ihyanın tamamlanmadığı, bu nedenle zilyedi adına mülk edinme şartlarının gerçekleşmediğinin kabulü ile davanın reddine, taşınmazın tesbitte olduğu gibi Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Mahkemece yanlış değerlendirme sonucu davanın kabulü yolunda hüküm kurulması isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 03.03.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy