MAHKEMESİ:KADASTRO MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ: KADASTRO
Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen 29.4.2008 gün ve saatte temyiz edenlerden ... ve arkadaşları vekili Avukat...ve arkadaşları vekili Avukat ... ., Hazine vekili Avukat ... ..., davacı ... ile ...ve arkadaşları vekili Avukat ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlandı. Tarafların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. İnceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Yargıtay bozma ilamında özetle; “... terekesine dahil olduğu iddia edilen tüm parseller hakkındaki dava dosyalarının birleştirilmesi, çekişmeli taşınmazların öncesinin ne olduğu, kime ait bulunduğu, kimden kime intikal ettiği ve ... terekesinin yöntemine uygun şekilde paylaşılıp paylaşılmadığının belirlenmesi, ... oğlu ... ... mirasçılarının 08.12.1980 tarihli komisyona itiraz dilekçelerindeki beyanlarının kendilerini bağlayıcı nitelik taşıyıp taşımadığının tartışılması, Hazine’nin taraf olduğu taşınmazlar üzerinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi şartlarının oluşup oluşmadığının saptanması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda 268 parsel sayılı taşınmazda “davayı kabul eden davalıların paylarının davacı ... oğlu ... ... mirasçıları, davalı ... ... adına olan payın ... ... oğlu ... ... mirasçıları, Durkadın payının davacı ... mirasçıları adlarına, kalan payların komisyon kararı gibi muris ... ... mirasçıları olan davacı ve öteki davalılar adlarına payları oranında”, 269 parsel sayılı taşınmazda “davayı kabul eden davalıların paylarının davacı ... oğlu ... ... mirasçıları, davalı ... ... adına olan payın ... ... oğlu ... ... mirasçıları, kalan payların komisyon kararı gibi muris ... ... mirasçıları olan davacı ve öteki davalılar adlarına payları oranında”, 267 parsel sayılı taşınmazın “komisyon kararı gibi ... ... mirasçıları adlarına payları oranında”, 246 ve 249 parsel sayılı taşınmazlarda “davayı kabul eden davalıların payları ile 18.10.1973 tarihli noterlik satış vaadi sözleşmesi ile hisselerini davacıya devreden ..., ... ve ... paylarının davacı ... oğlu ... ... mirasçıları adlarına, kalan payların komisyon kararı gibi muris ... ... mirasçıları olan davacı ve öteki davalılar adlarına hisseleri oranında”, 215 parsel sayılı taşınmazda “... ... payının ... oğlu ... ... mirasçıları adlarına, öteki payların tapulama komisyon kararı gibi ... ... mirasçıları adlarına payları oranında”, 229 parsel sayılı taşınmazda “davalılar ..., ... ve ... paylarının kadastro komisyon kararı gibi tesciline, öteki davalıların paylarının iptali ve davacı ... ... mirasçıları adlarına payları oranında”, 226 parsel sayılı taşınmazda “... ... adına
olan payın ... oğlu ... ... mirasçıları adına, öteki payların komisyon kararı gibi ... ... mirasçıları adlarına payları oranında”, 216, 221, 222, 254, 255, 256, 257, 258, 259, 260, 261 ve 263 parsel sayılı taşınmazların “... ... mirasçıları adlarına payları oranında” tescillerine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalılardan ... ..., ... ..., Hazine vekili, ... oğlu ... mirasçıları ... ..., ... ..., ... ..., ... ..., ... ... ve ... ... vekilleri, ... ... ... ve arkadaşları (... ..., ... ..., ... ..., ... ..., ... ..., ... ..., ... ve ... ...) vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkeme kararlarının hüküm sonucu bölümünde nelerin yazılacağı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm fıkrasında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin herbiri hakkında verilen hüküm ile taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Diğer taraftan 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kadastronun amacı, taşınmaz malların hukuki durumlarını tespit etmek suretiyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun öngördüğü tapu sicilini oluşturmaktır. Bu nedenle kadastro hakimi, doğru, güvenilir, infazı kabil, yorum ve tahmine yer vermeyecek şekilde açık bir hükümle sicil oluşturmak; sicil oluştururken de miras bırakanların tüm mirasçılarını tespit edip her bir mirasçının adını ve adına tescili gereken pay miktarını belirlemek zorundadır. Açıklanan bu kurallar yargıda açıklık ilkesinin bir gereği olduğu gibi Yargıtay denetimine imkan sağlanmasının da olmazsa olmaz koşullarıdır.
Hükmün infaz kabiliyetinin olup olmaması, verilen hükmün açıklığıyla doğru orantılıdır. Yorum, tahmin, takdir ve yapılan atıflara ulaşmak yoluyla infaz edilebilecek bir hükmün, infazı kabil ve infazda tereddüt uyandırmayacak bir hüküm olarak kabulü mümkün olmadığı gibi, böyle bir hükmün denetime imkan verdiğinden de söz edilemez.
Somut olayda, mahkemece verilen kararın hüküm sonucu bölümünde her bir taşınmazın açıkça kimler adına tescil edileceği, adlarına tescil kararı verilenlerin paylarının ne olduğu belirtilmemiş, çekişmeli taşınmazların "... mirasçıları adına", "komisyon kararı gibi ... ... mirasçıları adına", "bu parselde davayı kabul eden davalıların paylarının davacı ... oğlu ... ... mirasçıları adına", "davalı ... ... adına olan payın ... ... oğlu ... ... mirasçıları adına", "... ... mirasçıları olan davacı ve öteki davalılar adlarına tescillerine" gibi ifadelere yer verilmek suretiyle yukarıda açıklanan ilkelere uygun bulunmayan; yoruma açık, infazda tereddüte yol açabilecek ve Yargıtay denetimine imkan vermeyecek şekilde bir hüküm kurulmuştur. Hüküm sonucu, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 1. maddesinde açıklanan usule aykırı bulunmaktadır. Temyiz itirazlarının bu nedenlerle kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair yönlerin incelenmesine gerek bulunmadığına, vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 19.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.