MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı Hazine vekili; asıl davasını, Kabasakal Köyü 936 (97) nolu ve 11.965 metrekare yüzölçümlü kök kadastro parselinin, davalı ... Belediyesinin 38 nolu imar düzenleme alanında yaptığı imar uygulaması kapsamında kaldığını ve daha sonra aynı bölgede davalı ... Belediyesi tarafından da imar düzenlemesi gerçekleştirildiğini; anılan imar uygulamalarından önce Hazine adına kayıtlı 969 sayılı kök parselin kadastro sınırları içerisine park alanı ile Kabasakal Köyü 4893 ada 3 ve 4 sayılı imar parsellerinin meydana getirildiğini; ancak, Büyükşehir Belediyesince yapılan imar uygulamasının idari yargı yerinde iptalle sonuçlandığını ileri sürerek; tapu iptal ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istemiyle; birleşen davasını da, 4702 ada 4, 5, 6, 7; 4708 ada 5; 4720 ada 3; 4717 ada 2; 4722 ada 2 ve 3 sayılı imar parsellerinden 11.965 metrekarelik kısmın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescili ve eski hale iade, ayrıca ... Büyükşehir Belediyesi’nin imar düzenlemesi sonucu oluşan park alanının 849, 850, 851, 852, 857, 861 ve 862 sayılı kök parseller üzerine isabet eden kısmının tespiti ve varsa kaydının iptali ile Hazine adına tescili ve eski hale iadesi, olmadığı takdirde tazminat istekleriyle açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda “davanın reddine” karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Asıl ve birleşen dava, kadastral parselin ihyası suretiyle tapu iptal ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki; davada tapu kayıt maliklerinin (veya mirasçılarının) tamamının yer aldıklarından söz edilemez. Davalılardan ... ve ...'ın "ölü" oldukları kolluk araştırmasıyla açıklanmasına rağmen nüfus kayıtları getirtilmeyip, ilanen tebliğ yapıldığı, yine davalı Belediyeler dışındaki asıl ve birleşen davanın diğer davalılarının çoğunun adreslerinin kamu kuruluşlarınca bildirilmesine rağmen hepsine ilanen tebligat yoluna gidildiği görülmektedir. Bilindiği üzere, taraf teşkili dava koşullarından olup, bu koşul sağlanmadan davanın esasına girilerek sonuçlandırılması usulen mümkün değildir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin, hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Yasası'nın 27. maddesi (HUMK'nın 73. maddesi) uluslararası sözleşmeler ve Anayasanın 36. maddesiyle en temel yargısal hak olarak kabul edilen hukuki dinlenilme hakkı gözetilerek, mahkeme, tarafları dinlemeden, onların iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan davetin ve bunun yazılı şeklinin (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür. Öte yandan, tebligatın nasıl ve kimlere yapılacağı adres araştırması ve tespitin yöntemi 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nda gösterilmiş, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 48 ve devamı maddelerinde de adres bilgilerinin tutulması, güncellenmesi ve kullanılması ile ilgili hükümler öngörülmüştür. Öncelikle, yasaya uygun biçimde taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına girilmesi, deliller toplanarak bir sonuca ulaşılması asıldır. Değinilen işlemler nedeniyle tebligat bilgilendirme yanında, belgelendirme özelliği de bulunan bir usuli işlemdir. Bu nedenle, tebligata ilişkin yasal hükümlerin gözden uzak tutulmaması ve uygulanması zorunludur. Kural olarak "tebligat" tebligat yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır. 6099 sayılı Yasa'nın 3. maddesiyle eklenen 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10/2. maddesinde "bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri bilinen en son adres olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır" aynı yasanın 5. maddesiyle eklenen Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesinde '"gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır." Muhataba tebligat yapılamamışsa, tebliğ memuru bulabileceği adresleri araştırır, bulamazsa durumu muhtara onaylatmak suretiyle saptar, tebliği çıkaran kuruluşa bildirir. İlgili kuruluş kişinin adresini resmi veya özel kurum ve dairelerden gerekli gördüklerinden araştırır. Buna rağmen, adres tespit edilemezse adres meçhul sayılarak ilanen tebligat kararı verilebilir. (Teb.K 28. md ) Özetlenen ilkeler, yasal ve yargısal uygulamalarla benimsenmiş öğretide de bu yönde görüşler ifade edilmiştir. O halde, yukarıda belirtilen işlemler yapılmaksızın ve ilkeler göz ardı edilerek sonuca gidilmiş olmasının doğru olduğu kabul edilemez. Esasen, taraf teşkilinin sağlanması Anayasa'nın 90/son maddesi delaletiyle AİHS'nin 6. maddesi hükmü uyarınca adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Bu durumda; yukarıda belirtilen davalıların eldeki davada savunma haklarını kullanamadıkları ortadadır. Hal böyle olunca; davalılar ... ve ...'ın nüfus kayıtları getirtilerek ölü mü sağ mı olduklarının tespiti ile ölmüş olmaları halinde, ölüm tarihleri ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri gözetilerek, mirasçılarının davada yer almalarının sağlanması; davalı ... dışındaki diğer ilanen tebliğ yapılan davalılar bakımından ise, yukarıda değinilen ilkeler doğrultusunda adres araştırmaları yapılarak, adreslerinin bulunamaması halinde ilanen tebliğ yoluna gidilmesi gerektiğinin bilinmesi, taraf teşkili sağlandıktan sonra yanların gösterecekleri kanıtların toplanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, usulüne uygun olarak taraf teşkili sağlanmaksızın işin esası bakımından yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Öte yandan; birleşen davada 849, 850, 851, 852, 857, 861 ve 862 sayılı kök parseller bakımından da iptal ve Hazine adına tescil ile eski hale iade olmadığı takdirde tazminat talebinde bulunulduğu halde, anılan ihdas parselleriyle ilgili uygulama ve soruşturma yapılmayarak, bu parsellere gerekçeli kararda da yer verilmemesi, farklı bir ifadeyle haklarında olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmaması doğru olmadığı gibi, yine kabule göre; taraflar arasında mülkiyet ihtilafı bulunmayıp, davadaki istek kamusal tasarruftan kaynaklanan sicil kaydının düzeltilmesine ilişkin bulunduğuna göre, hüküm altına alınması gereken vekalet ücretinin maktu olması gerektiğinin düşünülmemesi de isabetsizdir. Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle, hükmün BOZULMASINA, 06.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy