MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sonucu Belen Köyü çalışma alanında bulunan 1615 parsel sayılı 743 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydı ve irsen intikal nedeniyle ... ve müşterekleri adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı ... ve arkadaşları taşınmazın murisleri ...'den kaldığı ancak kadastro sırasında yanlışlıkla tapuya amcalarının mirasçıları olan ... ve müşterekleri adına tespit edildiği iddiasına dayanarak tapu iptal ve tescil istemiyle dava açmışlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın, 3402 sayılı Kadastro Yasası'nın 12/3. maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Çekişmeli taşınmazın kadastro tespiti 28.12.1973 tarihinde yapılmış ve kadastro tespiti kesinleşerek 12.03.1974 tarihinde tapuya tescil edilmiştir. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, tutanağın kesinleştiği tarih ile dava tarihi arasında 10 yıldan fazla zaman geçmiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi uyarınca, kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren 10 yıl geçtikten sonra artık, "kadastrodan önceki nedenlere" dayanılarak dava açılamaz. Mahkemece dava, "kadastrodan önceki nedenlere" dayalı bir dava olarak kabul edilerek davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş ise de mahkemenin değerlendirmesi dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Davacılar, dava dilekçelerinde, murisleri ... oğlu ... ile kardeşi ... oğlu ...'nin 1970'li yıllarda çekişmeli taşınmazların bulunduğu bölgeye iki tane ev yaptırdıklarını, 1611 parsel sayılı taşınmazın...'ye, dava konusu 1615 parsel sayılı taşınmazın ise ...'ye ait olduğu halde, kadastro sırasında isimler karıştırılarak, kadastro tutanağına ...'nin çocuklarının yerine...'nin mirasçılarının isimlerinin yazıldığını belirterek dava açmışlardır. Çekişmeli taşınmaza ait kadastro tutanağının incelenmesi sonucunda, tutanağın "edinme sebebi" bölümünde, çekişmeli taşınmazın Eylül 1951 tarih 1, Ekim 1951 tarih 2 ve 3 sıra numaralı tapu kayıtları ile ... oğlu ...'ye ait olduğunun, onun ölümü ile mirasının çocukları...'a kaldığının açıklandığı ve tutanağın "mülkiyet ve haklar" bölümünde ise tespit maliki olarak "..." çocukları ...adına tespit edildiği; tespitin bu şekilde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Çekişmeli taşınmaz halen tapuda, "baba adı" bölümünde "..." yazan ... ve ... ... adlarına kayıtlı bulunmaktadır. Dosya içinde bulunan nüfus kayıtları ile tüm dosya kapsamından, ... ve ...'nin kardeş oldukları, ...'in çocuklarının isimlerinin davacı ... ile diğer davacıların murisleri olan ...olduğu; ...'nin mirasçılarının ise eşi ... ... kızı ... ile çocukları ... olduğu anlaşılmaktadır. Görüldüğü gibi, tutanakta adları geçen kişiler ... mirasçısı olmadıkları gibi, tutanakta ve tapu kaydında ad ve soyadları yazılı kişilerin baba isimleri de "..." değildir. Dosyadaki bu bilgi ve belgeler ile dosya ekinde bulunan ve 1611 parsel sayılı taşınmazla ilgili olduğu anlaşılan dava dosyalarından, kadastro sırasında tutanağın malik hanesi doldurulurken açık bir maddi hata yapılmış olabileceği kanaati edinilmektedir. Kadastro sırasında, tutanağın malik sütunu doldurulurken, bu bölüme "açık bir maddi hata sonucu" gerçekte olmayan kişiler ve yanlış isimlerin yazılmış olması halinde, bu yanlışlığın düzeltilmesine yönelik açılacak davaların, "kadastrodan önceki nedene" dayalı davalar olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, söz konusu davalarda, kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açılmasını 10 yıllık hak düşürücü süreyle sınırlayan 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinin uygulama yeri bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, doğru sonuca ulaşılabilmesi için mahkemece, öncelikle tespit dayanağı tapu kayıtları getirilmek suretiyle bu tapu kayıtlarının davacıların kök murisi ... oğlu ... adına kayıtlı bulunup bulunmadığı belirlenmeli ve buna göre, olayda "açık bir maddi hata" bulunup bulunmadığı tartışılarak sonucuna göre bir karar verilmelidir. Davacılar vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edenlere iadesine, 13.09.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy