MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı vekili; davacının kayden paydaşı olduğu 238 ada 8 parsel sayılı taşınmazda ... Belediyesi tarafından yapılan ıslah imar planı uygulaması sonucunda 889 ada 6 sayılı imar parselinde paydaş kılındığını, davacının yapısının bulunduğu kısmın ise 908 ada 5 sayılı imar parseli olarak davalı adına tescil edildiğini, ancak bu uygulamanın idari yargı yerinde iptal edildiğini ve böylece davalının sicil kaydının dayanağının ortadan kalktığını ileri sürerek, tapu iptali ve tescil istemiyle dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda "idari eylem ve işlemlerden doğan davalara bakma görevinin İdare Mahkemelerine ait olduğu" gerekçesiyle "görevsizlik" kararı verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece; idari eylem ve işlemlerden doğan davalara bakma görevinin İdare Mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle "görevsizlik" kararı verilmiş ise de; bu değerlendirme doğru değildir. Dava dilekçesinde; taraf taşınmazlarının ıslah imar planı uygulaması sonucu oluştuğu, ancak bu uygulamanın idari yargı yerinde iptal edildiği ve böylece çekişmeye konu imar parselinin tapu kaydının dayanağının ortadan kalktığı ileri sürülerek tapu iptal ve tescil isteğinde bulunulmuştur. O halde, dava dilekçesi içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre, davanın sicile yönelik olduğu ve mülkiyet hakkından kaynaklandığı açık olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği kuşkusuzdur. Bu durumda eldeki tapu iptali ve tescil davasının Adli Yargıda görülmesi ve çözüme kavuşturulması gerekir. Hal böyle olunca; HMK'nın hükümleri uygulanarak diğer dava şartlarının incelenmesi ve toplanacak olan deliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle hüküm kurulmuş olması doğru olmadığı gibi; kabule göre de, HMK'nın 114/1-b. maddesinde öngörülen ve "yargı yolunun caiz olması" şeklinde ifade edilen dava şartı gözetilerek aynı Yasanın 115/2. maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilerek harç ve yargılama giderlerinin hüküm altına alınması gerekirken, yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması da isabetsizdir. Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edene iadesine, 06.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy