(1086 S. K. m. 7, 27, 213) (3402 S. K. m. 25, 26, 27)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında, 390, 405 ve 407 parsel sayılı 2520, 2632 ve 800 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar, tapu kayıtları ve harici taksim nedeniyle davalı Mehmet adına tesbit edilmiş, itirazı komisyonca reddedilen davacılar, miras paylarının adlarına tescili istemiyle dava açmışlardır. 392. parsel sayılı 288 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz; Mehmet, 404 parsel sayılı 2248 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ile 406 parsel sayılı 2272 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar Ahmet mirascıları olan taraflar adına miras paylarına göre tesbit edilmişler, anılan parsellerin tesbitleri itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olmasına rağmen davacılar, kesinleşen parseller hakında da diğer parsellerle birlikte dava açmışlardır. Taraflar dava dışı 401 ve 454 sayılı parselleri de içerir şekilde 27.9.1993 günlü keşifte sulh olmuşlar, sulhu Fatma'nın bu konuda yetkili olan vekili de 16.11.1995 günlü celsede kabul etmiştir. Mahkemece taraflar arasındaki sulh anlaşmasının tasdikine.
1-) 454 parsel sayılı 7248 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın 8.10.1993 günlü krokiye göre A = 2000 metrekarelik bölümünün 1/3 payının Emine, 1/3 payının Döndü, 1/3 payının İsmihan adlarına tesciline, bakiye 5248 metrekarelik bölümünün 1/2 payının Fatma,1/2 payının Mehmet adına tesciline,
2-) 200 metrekarelik bölümün sulanması için 401 sayılı parseldeki havuzun suyunun 2/7'sinin devamlı olarak davacılara verilmesine,
3-) 407 sayılı parselin müştereken davacılar Emine, Döndü ve İsmihan adlarına tesciline,
4-) 404 ve 406 sayılı parsellerin 1/4 payının Emine,1/4 payının Döndü, 1/4 payının ismihan,1/4 payının Fatma adlarına tesciline,
5-) 390, 392 ve 405 sayılı parsellerin davalı Mehmet adına tesciline, 405 sayılı parsel üzerinde davacılar Emine, Döndü ve, İsmihan'a ölene kadar 1/ 2 intifa hakkının tanınmasına karar verilmiş; hüküm, davalı Mehmet tarafından temyiz edilmiştir.
1-) Davaya konu 392, 404 ve 406 numaralı parsellerin süresinde dava açılmaması nedeniyle tutanaklarının kesinleştiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Kesinleşen tutanaklara karşı açılan davalara bakma görevi Kadastro Mahkemesine ait olmayıp Genel Hukuk Mahkemelerine aittir. Mahkemece bu parseller yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilip yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
2-) Mahkemece hakkında hüküm kurulan 454 numaralı parsel kadastro tespiti sırasında Fatma ve arkadaşları adına tespit edilmiş ve tutanağı kesinleşmiştir. Anılan parselin tutanağı kesinleştiği ve davacılar tarafından da davaya konu edilmediği halde sulh anlaşması nedeniyle bu parselin tespitinin iptali yönünde hüküm kurulması da yasaya aykırıdır.
3-) Davalının, davaya konu 390, 405 ve 407 numaralı parsellere ilişkin temyizine gelince; anılan parsellerin, tarafların kök murisi Ahmet'e ait iken, 1961 tarihinde ölümüyle mirasçılarına intikal ettiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, murisin ölümünden sonra terekesinin taksim edilip edilmediği, taksim edilmişse hangi parselin kime isabet ettiği konusundadır: Mahkemece sulh anlaşması nazara alınmak suretiyle hüküm kurulmuş ise de, hükme esas alınan anlaşma 404 ve 406 numaralı parseller yönünden yeterince açık bulunmamaktadır. Ayrıca, anlaşmaya konu edilen tüm parseller hakkında Kadastro Mahkemesinde usulüne uygun olarak açılmış bir dava olmadığından, mahkemenin görevi dışında kalan parseller yönünden anlaşmayı esas alarak hüküm kurması mümkün bulunmamaktadır. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, anlaşmayı ihtilâfa yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturup, anlaşmanın taraflarına Kadastro Mahkemesinin görevli olmadığı parseller yönünden ilgili Hukuk Mahkemesinde dava açmaları veya tapuda anlaşma uyarınca işlem yaptırmaları için süre tanıyıp, bu süre sonunda verilen mehil gereği yerine getirildiği takdirde görevli olduğu parseller yönünden anlaşma uyarınca hüküm kurmaktan ibarettir. Sulh anlaşması açıklığa kavuşturulmadığı veya verilen mehil gereği yerine getirilmediği takdirde taraflardan iddia ve savunmalar ile ilgili delilleri istenip, gerekli değerlendirme yapılıp sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Davalının temyiz itirazları 1, 2 ve 3 numaralı bentlerde yazılı nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, 1.2.1996 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy