(3402 S. K. m. 13/B-b) (743 S. K. m. 634) (818 S. K. m. 213, 238)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. Gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 118 ada 5 parsel sayılı 249.09 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydı nedeniyle ve ölü oludğu tutanağın beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle Ü adına tespit edilmişir. davacı vekili, yasal süresi içinde taşınmazın Ü tarafından oğlu olan müvekkiline hibe edilidğine ve üzerindeki betonarme evi de kendisinin yaptırdığına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine ve çekişmeli parselin hisseleri nispetinde Ü mirasçıları adlanma tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Ü vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Çekişmeli parselin tapulu oluğu ve tarafların miras bırakanaı Ü adına kayıtlı bulunduğu ve taşınmazın tapu kaydı kapsamında kaldığı tartışmasızdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık taşınmazın miras bırakan tarafında davacı oğlu Ü'e bağışlanıp bağışlanmadığı, bağışlanmış ise bağış tarihinden tespit tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13/B-b maddesine öngörülen 10 yıllık sürenin geçip geçmediğine ilişkindir. Davacı tapu dışı temlike dayandığına göre bu temlikin geçerliliğini her türlü delille kanıtlaması mümkündür. Dinlnen davacı tanıkları miras bırakanın taşınmazı davacıya bağışlandğını bildirmişlerdir. Ancak; bağışın tarihi konusunda yerel bilirkişi ile tanıklardan ayrıntılı ve olaylara dayalı bilgi alınmamıştır. Öte yandan, tutanak bilirkişileri de tanık olarak dinlenmemiş ve hibe konusunda bilgilerine başvurulmamıştır. Medeni Kanunun 634. Borçlar Kanununun 213. ve 238. maddelerei gereğince genel kural olarak tapulu taşınmazların temlikinin resmi şekilde yapılması zorunlu ise de, 3402 sayılı Kadastro Kanunun 13/B-b maddesi bu kuralın istisnasını oluşturmaktadır. Mahkemece tasfiye amacı taşıyan bu hükmün tartışılmaması ve değerlendrilmemesi isabetli değildir. Öte yandan, miras bırakanın terekesi iştirak halinde mülkiyet şeklinde mirasçılarına intikal etmiştir. bir kısım mirasçıların davayı kabul ettikleri anlaşılmaktadır. Mirasçıların bir kısmının dahil olmayan üçüncü kişilere yönelik kabulleri bağlayıcı nitelik taşımaz ise de, iştirakçilerin birbirleliyle ilgili feragat ve kabulleri bağlayıcı sonuç doğurur. Bu nedenle, mirasçılardan davayı kabul edenler belirlenerek onların paylarının davacı adına tescili gerekirken bu yön dikkate alınmaksızın bu nedenle kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), 15.4.1999 gününde oybirlii ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy