(3402 S. K. m. 19, 30) (766 S. K. m. 32)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen gün ve saatte temyiz eden Ali ..... vs.vekili Av......, Av......, Halil ...... vs. vekili Av. ......, Necmi ...... vs. vekili Avukat Hasan Girit, Hazine vekili ve Hatice ...... mirasçıları vekili ve ile aleyhine temyiz istenilen taraftan Zeynep ...... vs. vekili geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlandı. Tarafların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Karar: Yargıtay bozma ilamında özetle: Davacı tapusu usulünce uygulanıp kapsamının belirlenmesi, davalıların zilyetlik durumlarının soruşturulması, tapu kapsamına dahil olan yerlerde zilyet bulunan davalılardan yirmi yıllık iktisabi zamanaşımını dolduranlar hakkındaki davanın 766 sayılı Kanunun 32/D maddesi uyarınca reddi, tapu kapsamına dahil bulunan yerde zilyet bulunan diğer davalıların müdahalelerinin önlenmesi gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne, çekişmeli parsellerin dosyada bulunan veraset ilamları gereğince hesap edilen pay oranlarına göre davacılar adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, Hazine, Ali ...... ve müşterekleri, Hasan Girit ve müşterekleri, Hatice ...... mirasçıları ve arkadaşları ile Halil ...... ve arkadaşları tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece davacı tarafın dayandığı Temmuz 1292 tarih 6 numaralı tapu kaydının değişmez sınırlı olup ve dava konusu tüm parselleri kapsadığı kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de, mahkemenin kabulü toplanan delillere ve dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Dayanılan tapu kaydının sınırları Abdurrahman, cebel bahçesi ( cibil ), Mustafa ve çay olarak yazılı bulunmaktadır. Tapu kaydında çay olarak gösterilen sınırın dava konusu parsellerin 600 metre kadar kuzeyinde olduğu, arada orman bulunduğu ve 505 sayılı parselin kuzey sınırını oluşturduğu anlaşılmaktadır. Tapu kaydında Mustafa olarak gösterilen sınırın 352 ( 571 ) sayılı parsel olduğu, tapu kaydında cebel bahçesi olarak gösterilen sınırın 5ll sayılı parselin kuzey-batısında bulunduğu belirlenmiştir. Tapu kaydında Abdurrahman olarak gösterilen sınırın bazı bilirkişiler tarafından 34l, bazıları tarafından ise 355 sayılı parsel olduğu belirtilmiş ise de, bilirkişilerin bu beyanlarına katılmak da mümkün değildir. Zira, tutunulan tapu kaydı 1292 tarihinde oluşturulduğu halde, bilirkişiler tarafından bildirilen Abdurahmanın 1296 tarihinde doğduğu anlaşılmıştır. Tapu kaydının oluşturulduğu tarihte hayatta olmayan bir kişinin sınır komşusu olması da mümkün değildir. Kaldı ki, bilirkişilerin Abdurrahman konusundaki beyanları hiçbir maddi delille de doğrulanmamıştır. Bu nedenle tapunun 3 sınırlı olarak kabulü zorunludur. Mevki ve 3 sınırı belirlenen tapu kaydına kapsam tayini gerekir. Ancak, cebel bahçesi nokta sınır şeklindedir. Nokta sınırın taşınmazın batı sınırını tamamen kapsamadığı görülmektedir. Öte yandan, tapu kaydında gösterilen çay isimsiz olup, isimsiz sınır da sabit olarak kabul edilemez. Bu durumda Abdurrahman sınırı belirgin olsa dahi tapunun sabit sınırlı olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20/C maddesi uyarınca değişebilir sınırlı kayıtların kapsamının miktarına değer verilerek belirlenmesi zorunludur. Tapu kaydı eski dönüm itibariyle 5 dönüm miktarında olup, bu miktar 4595 metrekareye tekabül etmektedir. Mustafa tarlası 5ll sayılı parselin doğusunda ve cebel bahçesi ise kuzey-batısındadır. Bu iki sınırla bağlantı kurularak 4595 metrekare miktarındaki bölümün tapu kaydı kapsamında kaldığının kabulü gerekir. Asliye Hukuk Mahkemesinden aktarılan davanın 17.11.1959 tarihinden beri sürdüğü ve dava tarihinden önce taraflardan hiçbirinin iktisap sağlayıcı zilyetliklerinin olmadığı dosya içeriği ile sabittir. Dava açıldığı tarihten sonraki zilyetlik ise çekişmeli olduğundan iktisap sağlamaz. Antalya Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.12.1959 gün 1956/836 esas 1959/l275 sayılı kesinleşen ilamda dahi taşınmazların öncesinin orman olduğu ve ormandan elde edildiği belirtilmiştir. Orman ve orman toprağının zilyetlikle kazanılması mümkün değildir. Taşınmazların tahdit dışında bırakıldığı tarihten el atmanın önlenmesi davasının açıldığı tarihe kadar 20 yıllık iktisap süresi geçmediğinden bilirkişi ve tanıkların maddi duruma aykırı sözlerine de değer verilemez. Ayrıca, taşınmazların eylemli durumları itibariyle zilyetlikle iktisaba elverişli bulunmadığı 10.8.1993 tarihli ormancı bilirkişi raporunda ayrıntılarıyla açıklanmıştır. Bu nedenle Mahkemenin zilyetlik konusundaki kabulü de dosya içeriğine aykırı düşmektedir. Dava Asliye Hukuk Mahkemesinden aktarıldığına göre 3402 sayılı Kadastro Kanununun 30/2.maddesi gereğince hakim gerçek hak sahipleri adına tescile karar vermekle yükümlüdür. Taşınmazlarda zilyetlik bulunmadığından tapu kaydı geçerliliğini sürdürmektedir. Hal böyle olunca, dava konusu 5ll sayılı parselin kuzeyinden 4595 metrekare miktarındaki bölümünün tapu kaydı kapsamı olarak ifraz edilerek l/2 payının kayıt maliki Mehmet oğlu Mustafa, l/2 payının Hacı Ali Efendi oğlu Mahmut veya payları oranında mirasçıları adlarına tesciline, 5ll sayılı parselin geri kalan bölümü ile diğer parsellerin tümünün Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Ayrıca, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 19/2.maddesi gereğince maliklerden başkasına ait olan muhdesatın cinsi ve sahibinin kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmemesi de yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Kabule göre de, kadastro hakimi doğru ve uygulanabilir sicil oluşturmak zorundadır. Adlarına tescil kararı verilen kişilerin açık kimlikleri ile pay oranlarının kararın hüküm fıkrasında gösterilmesi gerekirken, kararın eki niteliğinde bulunmayan mirasçılık belgelerine yollama yapılarak hüküm kurulması da doğru değildir.
Sonuç: Temyiz itirazlarının bu nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, Yargıtay duruşması için belirlenen 97.500.000 TL. vekalet ücretinin davacılardan alınarak, duruşmada kendisini vekille temsil ettiren Hazineye verilmesine, 27.2.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.