(3402 S. K. m. 11, 14, 20, geç. m. 4)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen gün ve saatte temyiz eden M.K. vekili Avukat N.S. ve H.H. vs. vekili Avukat E.Ö. ile aleyhine temyiz istenilen Hazine vekili G.T. 16.10.2001geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlandı. Tarafların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği düşünüldü:
Karar: Tapulama sırasında dava konusu taşınmaz tapu kayıtları nedeniyle paylı olarak davalı taraf adına tespit edilmiştir. Davacılar, yasal süresi içinde irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Yargılama sırasında Hazine ile gerçek kişiler davaya katılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacılar ve müdahillerin davalarının reddine, Hazinenin davasının kısmen kabulüne, çekişmeli parselin 137.895 metrekarelik bölümünün tespit maliki davalılar, geri kalan kısmının Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı N.Ö. ve arkadaşları, N.Ö. ve arkadaşları, müdahil H.H. ve arkadaşları, davalı Ş.Ö. ve arkadaşları ile M. oğlu Ö. varisleri ve arkadaşları tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı tarafın dayandığı kök tapu kayıtlarının toplam miktarı 1750 dönüm olup, tapu kayıtları değişebilir sınırlıdır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20/B maddesi gereğince değişebilir sınırlı kayıtlar kapsamının kayıt miktarlarına değer verilerek belirlenmesi gerekir. Tapu kayıtları kapsama giren arazilerin tapu dışı yollarla 3.şahıslara temlik olunduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu olgu karşısında tapu kayıtlarının temyize konu çekişmeli parselleri miktar itibariyle kapsaması mümkün değildir. Çekişmeli parselin kadastro tespiti 1952 yılında yapılmıştır. Davacı ve müdahil davacıların zilyetliklerinin 1938 ve daha sonraki tarihlerde başladığı dosya kapsamıyla sabittir. Kadastro tespit tarihine kadar gerek tespit sırasında yürürlükte bulunan 5602 sayılı Kanun'un 13/d maddesinde öngörülen gerekse 3402 sayılı Kanun'un geçici 4.maddesi delaletiyle aynı Yasa'nın 14.maddesinde öngörülen 20 yıllık zilyetlik süresi dolmamıştır. Kadastro tespitinden sonra sürdürülen zilyetlik ise zilyet olan kişilere hiçbir hak sağlamaz.
Sonuç: Açıklanan ve mahkeme kararında gösterilen diğer gerekçelere göre yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, Yargıtay duruşması için takdir olunan 97.500.000 TL. vekalet ücretinin temyiz edenlerden müteselsilen alınarak vekille temsil olunan müdahil davacı Hazineye verilmesine 16.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy