(3402 S. K. m. 13) (1086 S. K. m. 237)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi süresinde duruşmalı olarak istenmiştir. Yargıtay duruşması için gerekli tebligat giderlerinin ödenmemesi nedeniyle duruşma isteminin reddine, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildi. İnceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. Gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 251 ve 252 parsel sayılı 309500 ve 242250 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlar tescil ilamı 2555 parsel sayılı 975250 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ise tapu kaydı nedeniyle Nafi, Ali Asım ve Ahmet adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine yasal süresi içinde taşınmazların Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu ileri sürerek, diğer davacılar tapu kaydına dayanarak dava açmışlardır. Yargılama sırasında müdahiller taşınmazlardan payları bulunduğunu ileri sürerek davaya katılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davacıların ve müdahillerin davalarının reddine, çekişmeli parsellerin tespit maliklerinin mirasçıları olan davalılar adına tesciline karar verilmiş; hüküm Hazine vekili ile davacılar Mustafa ve Ahmet vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-) Dava konusu 251 ve 252 sayılı parsellerin kesinleşen tescil ilamı kapsamında kaldığı ve Hazine'nin tescil davasında taraf olduğu belirlenmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 237. maddesi gereğince kesin hüküm kesin delil niteliğinde olup taraflar yönünden bağlayıcıdır. Öte yandan taşınmaza davalıların zilyet olduğu, davacılar Mustafa ve Ahmet'in dayandığı tapu kayıtlarının çekişmeli parselleri kapsadığı kanıtlanamadığı gibi, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-C maddesinde öngörülen iktisap şartlarının davalılar yararına gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak kadastro hakimi doğru sicil oluşturmak zorundadır. Mirasçıların paylarının doğru olarak belirlenmesi ve pay toplamının paydaya eşit olması gerekir. Pay dağılımı yapılırken birden ziyade değişik paydaların oluşturulması doğru değildir, bu şekildeki bir kararın infazı da mümkün bulunmamaktadır. Sözü edilen parseller yönünden kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2-) Dava konusu 255 sayılı parsele ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
a) Davacılar Ahmet ve Mustafa in dayandığı tapu kayıtlarının çekişmeli parseli kapsamadığı, taşınmaza davalıların zilyet olduğu ve iktisap şartlarının davalılar yararına gerçekleştiği anlaşıldığından davacılar Ahmet ve Mustafa in bütün temyiz itirazlarının reddine,
b) Hazinenin temyiz itirazlarına gelince; Çekişmeli parsel yönünden Mahkemece yapılan araştırma inceleme ve uygulama hükme yeterli bulunmamaktadır. Davalıların dayandıkları tapu kaydının yüzölçümünün ve sınırlarının Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 28.4.1966 tarih 1966/168 esas, 1966/250 sayılı kararı ile değiştirildiği ve bu davada Hazinenin taraf olmadığı belirlenmiştir. Hazine'nin taraf olmadığı ilamla yapılan miktar ve sınır değişiklikleri Hazine yönünden bağlayıcı değildir. Bu nedenle kayıt uygulaması yapılırken tesis tapu kaydındaki sınır ve miktarların gözetilmesi ve bunlara göre uygulama yapılması gerekir. Ayrıca dava konusu taşınmazın vergi kaydı bulunup bulunmadığı sorulmamış vergi kaydı varsa getirtilip usulen uygulanmamıştır. Davalı tarafın dayandığı tesis tapusu yerel bilirkişi kurulu aracılığı ile usulen mahalline uygulanmalı, kaydın sınırları ayrı ayrı bilirkişilere açıklattırılmalı, bilirkişiler tarafından bilinemeyen sınırlar yönünden davalılara tanıkla kanıtlama olanağı tanınmalı, vergi kayıtları da uygulanmalı, kayıtların sınırlarının niteliği dikkate alınarak kapsamları belirlenmeli, kayıtların sınırlarının niteliği saptanırken komşu parsel kayıtlarından yararlanılmalı, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsiz olduğundan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 19.10.2001 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy