(2762 S. K. m. 1, 6, 44) (4721 S. K. m. 48, 49, 101) (Lozan Antlaşması - Barış Antlaşması m. 42) (HG. 08.05.1974 T. 1971/2-820 E. 1974/505 K.)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtayca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 279 ada 112 parsel sayılı 43.74 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın bilirkişilerce davacıya ait olduğu bildirildiği, ancak süresinde beyanname verilmemesi nedeniyle malikhanesi açık bırakılarak sınırlandırılması yapılmıştır. Davacı Bozcaada K.... Teodoku Rum Ortadoks Kilisesi Vakfı, yasal süresi içinde 1936 tarihli vergi kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne ve çekişmeli parselin davacı Kilise Vakfı adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece davacı Vakıf yararına zilyetlikle mülk edinme şartlarının oluştuğu kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de; mahkemenin kabulü dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun düşmemektedir.
Davacı Vakfın cemaat Vakfı olduğu anlaşılmaktadır. 2762 sayılı Kanunun 5404 sayılı Kanun ile değişik 1. maddesinde cemaat vakıflarının mülhak vakıf olduğu, 6. maddesinde ise mülhak vakıfların tüzel kişiliğinin bulunduğu belirtilmiştir. Bu nedenle vakfın tüzel kişiliğinin bulunmadığına ilişkin temyiz nedenleri yerinde değildir. 24.7.1923 tarihli Lozan Antlaşmasının 42/3. maddesinde öngörülen yükümlülük nedeniyle 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 44. maddesi yürürlüğe konmuştur. Anılan 44. maddede ayrıntılı şekilde yapılacak işlemler belirtilerek cemaat vakıfları tarafından öngörülen sürelerde beyanname verilmesi hükme bağlanmıştır. Süresinde verilen beyannameler vakfın Vakfiyesi olarak kabul edilmiş, beyannamelerde gösterilen taşınmaz malların ilgili vakıflar adına tescil olunacağı uygulaması kararlılık kazanmıştır. Maddenin açıklığı karşısında beyannameye dahil edilmeyen taşınmaz malların vakfiye kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.
Tutanağın beyanlar hanesinde davacı vakıf tarafından beyanname verilmediği ve bu nedenle tutanağın malikhanesinin açık bırakıldığı vurgulanmıştır. Mahkemece de bu taşınmazla ilgili beyanname verilmediği kabul edilmektedir. Ancak mahkeme 1936 tarihli vergi kaydını beyanname olarak değerlendirmektedir. Beyanname tek taraflı irade beyanı ile oluşan yazılı bildirimdir. Usulüne uygun şekilde yasada öngörülen sürede beyanname verme yükümlülüğü davacı vakfa aittir. Vergi kayıtları ise mali amaçlı olarak Devlet tarafından yapılan tahrir işlemleri sonucu oluşan kayıtlardır. Her iki işlemin amacı, yöntemi, süresi, koşulları, işlevleri ve yasal dayanakları değişiktir. Vergi kaydı beyanname olarak değerlendirilemez. Beyanname verildiğini kanıtlamak yükümlülüğü davacı vakfa aittir. Dava konusu parselle ilgili olarak beyanname verildiği kanıtlanamamıştır. Bu itibarla Vakıflar Kanununun 44. maddesi uyarınca taşınmazın vakıf adına tescili mümkün değildir. Vergi kayıtları zilyetlik belgesidir. Vergi kaydı tapu kaydı gibi mülkiyeti gösteren ve belgeleyen bir güce sahip değildir. Tek başına vergi kaydı hiçbir değer ve anlam taşımaz.
Bu bağlamda vakıfların zilyetlikle taşınmaz mal edinip edinemeyeceklerinin tartışılması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 101. maddesinde "Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleri ile oluşan mal topluluklarıdır." şeklinde tanımlamıştır. Vakıflar anılan Kanunun 48 ve 49. maddelerinde öngörülen hak ve fiil ehliyetine sahip tüzel kişiliği olan kuruluşlardır. Ancak tüzelkişiler, özel kişilerin yararlandıkları tüm haklardan yararlanamazlar. Tüzel kişilerin oluşumları, hedefleri ve amaçları kuruluşlarını sağlayan kurallar ile sınırlıdır. Tüzel kişiler bu kuralların dışına çıkamazlar. Kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz mal edinmede temel koşullardan biri ve en önemlisi "malik" sıfatıyla zilyetliktir. Zilyetlikle mal edinme başkasına ait bir taşınmazın belli bir süre içinde eylemli olarak ele geçirilmesi işlemidir. Zilyetlik, kazanmaya konu olan taşınmaz Devlete ait olabileceği gibi.kişilere de ait olabilir. Zilyetlikle kazanmada iyi niyette gerekli değildir. Vakıf yöneticileri vakfa özgülenen malları vakfeden kişi veya kişilerin arzuları doğrultusunda yönetmek zorundadırlar. Vakıf kurarak hayır işleyen kişi veya kişiler başkasının katkısını istemezler. Öte yandan başkasına ait bir mal ele geçirilerek hayır işlenemez. Yöneticilerin vakfa özgülenmeyen bir taşınmazı kullanmaları da bu nedenle "malik" sıfatıyla olamaz. Karşılıksız olarak başkasına ait bir taşınmaz malı vakfın edinmesi vakıf kurma arzu ve düşüncesi ile bağdaşamaz. Malik sıfatıyla zilyetlikten söz edilemeyeceğinden zilyetlikle edinme koşullarının gerçekleştiği de kabul edilemez.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle vakıfların zilyetlikle mal edinmeleri mümkün bulunmamaktadır. Hukuk Genel Kurulunun 8.5.1974 gün, 2/820-505 sayılı kararda bu doğrultudadır.
Davacı cemaat vakfı dini ve hayri amaçlı vakıf olduğundan zilyetlikle mal edinemez. Hal böyle olunca; vakıf tarafından açılan davanın reddine ve taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğundan hükmün bu nedenlerle BOZULMASINA, 9.5.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy