(2859 S. K. m. 5) (3402 S. K. m. 29)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 283 parsel sayılı 29500 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle hisseli olarak Esma K. ve müşterekleri adına tespit edilmiş, tespit kesinleşerek adlarına tescil edilmiştir. İntikaller sonucu Kamile B., Gülşen ve İbrahim K. adına en son tapuya kaydedilmiş, sonradan 17.12.1997 tarihinde yapılan yenileme tutanağı ile yüzölçümü 31804 metrekare olarak tespit edilmiştir. Yenileme tutanağına karşı davacı Kemal T. adına olan 282 parselin eksik tespit edildiği, ilk yüzölçümü ile tescili gerektiği iddiasına, davacı Halis T. ise 284 parsel maliki olduğu yenileme ile 2000 metrekare eksik tespit edildiği, eksikliğin 283 parselden tamamlanması gerektiği iddiasına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece dava dosyaları birleştirilerek yapılan yargılama sonunda; davacı Halis T'in davasının kesin süre nedeniyle, Kemal T.un davasının taraf ehliyeti olmadığından pasif husumet nedeniyle reddine, dava konusu 283 parsel sayılı 31804 metrekare taşınmazın tapudaki kayıt malikleri adına hisseleri oranında kadastro tutanağı gibi tespiti ile tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Halis T. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 2859 Sayılı Tapulama ve Kadastro Paftalarının Yenilenmesi Hakkındaki Kanun uygulamasına karşı vuku olan itiraz davasıdır. Anılan yasa hükümlerine göre bu Kanun'un uygulanması sonucu ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklara karşı Kadastro Mahkemesinde dava açılır ve 2613 ve 766 Sayılı Yasa hükümleri uygulanır. Anılan yasaların yerine 3402 Sayılı Yasa kaim olduğuna göre bu yasa hükümlerinin uygulanması zorunludur. 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 29. maddesi gereğince iştirak halindeki maliklerden bir tanesi diğerlerinin muvafakati olmadan dava açabilir ve yalnız başına davaya devam edebilir.
Sonuç: Yasanın bu emredici hükmü dikkate alınarak tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda delilleri toplanmak ve işin esası hakkında bir hüküm kurulmak gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Temyiz itirazlarının bu nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 20.05.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy