(1086 S. K. m. 63)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtayca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Karar: Yargıtay bozma ilamında özetle; "Davalı A. tarafından davalılar H. C., H., S., O., H. aleyhine tapu kaydına dayalı olarak tespit gününden önce Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava G. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarıldığına ve tutanaklarla bileştirildiğine göre aktarılan davanın tüm taraflarının duruşmaya çağrılması, taraf oluşturulması" gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; çekişmeli 108 ada 30 nolu parselin davalı N., 31 parselin P., 32 parselin M., 33 nolu parselin fen bilirkişinin 23.6.1997 tarihli krokili raporunda A harfi ile gösterilen 1022.88 metrekarelik kısmının A. mirasçıları adına, geri kalan 15.000 metrekarelik kısmının H. C. adına, 34 nolu parselin S. mirasçıları adına ve 108 ada 35, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85 ve 86 nolu parsellerin davacı-davalı A. mirasçıları adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı A. mirasçılarından Y. T., Ö., G. ile H. M. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz istemi 108 ada 33 sayılı parsele ilişkindir. Temyize konu olan taşınmazın A. adına tapuda kayıtlı bulunduğu tartışmasızdır. Kural olarak tapulu taşınmazların tapu dışı satımını öngören sözleşmelerin resmi şekilde yapılması zorunludur. Ancak, belirli şartların varlığı halinde 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13/B-b maddesinde tapu dışı satıma geçerlilik tanımıştır. Tapu dışı satım 1978 yılında yapıldığı halde kayıt maliki tarafından Kanunda öngörülen 10 yıllık süre dolmadan ve 1985 tarihinden elatmanın önlenmesi davası açıldığı belirlenmiştir. El atmanın önlenmesi davası açılmış ve dava konusu taşınmazla ilgili tutanak düzenlenmiş olmakla, bu dava Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Tapu dışı satımın geçerli hale gelmesi için gerekli olan 10 yıllık süre dolmadan kayıt maliki tarafından elatmanın önlenmesi davası açıldığına göre tapu dışı satıma değer verilmesi mümkün değildir.
Mahkemece ayrıca A. tereke mümessili G.'ın yargılama sırasında davayı kabul etmesi hükme dayanak yapılmıştır. Türk Kanunu Medenisinin 640. maddesi uyarınca tereke mümessili olarak tayin edilen kişi vekil olan kişinin hak ve yetkilerine haiz bulunmaktadır. Bu nedenle tereke temsilcisi özel yetki verilmedikçe Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 63. maddesi uyarınca davayı kabul edemez, davadan feragat edemez ve davada sulh olamaz. Terekeye temsilci atanmasına ilişkin kararda vekile davayı kabul etmesi için özel yetki verilmemiş olduğundan, tereke temsilcisinin davayı kabul etmesi miras şirketi yönünden hukukça değer taşımaz. Bu nedenle dava konusu 108 ada 33 sayılı parselin payları oranında ve iştirak halinde mülkiyet şeklinde A. mirasçıları adına tapuya tesciline ve taşınmaz üzerindeki muhdesatların davacı H. C.'e ait olduğunun kütüğün beyanlar hanesinde gösterilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğundan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), 14.2.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy