(3402 S. K. m. 5, 11, 27, 26/D, 30/2)
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 101 ada 545 parsel sayılı 643.006 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek malikhanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir. Davacı Hatice tarafından davalılar İbrahim ve arkadaşları aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesine açılan elatmanın önlenmesi davası davaya konu olan parsel hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Kadastro Mahkemesinde çekişmeli parsel tutanağı ile dava dosyası birleştirilerek yapılan yargılama sonunda; davanın husumet nedeniyle reddine, çekişmeli parselin kadastro tutanağının bu dosya İle birlikte Çaycuma Kadastro Müdürlüğü'ne iade edilerek malikanesinin doldurulup diğer işlemlerin Kadastro Müdürlüğü'nde tamamlanmasına karar yerilmiş; hüküm, davacı İbrahim ve arkadaşları ile Itfaliye ve 59 arkadaşının vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 5 ve 27. maddeleri uyarınca mahalli hukuk mahkemelerinde görülmekte olan, kadastro ile ilgili taşınmaz mallarla ilgili olarak kadastro tutanağının düzenlendiği tarihte bu mahkemelerin görevinin sona ereceği ve davaların Kadastro Mahkemesine aktarılacağı hükme bağlanmıştır. Kanunun açık hükmü karşısında kadastro tutanağının düzenlendiği tarihten önce davaya konu olan taşınmazların geometrik ve hukuki durumunu belirleme yetki ve görevi kadastro hakimine aittir. Anılan Kanunun 30/2. maddesi uyarınca kadastro hakimi gerçek hak sahipleri adına tescile karar vermekle yükümlüdür. Bu nedenle tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olmaksızın her türlü delili toplaması ve delilleri serbestçe değerlendirmesi gerekir. Çekişmeli taşınmazla ilgili dava 24.2.1992 tarihinde açılmış, davaya konu 101 ada 545 nolu parselle ilgili tutanak ise 24.10.1994 tarihinde düzenlenmiştir. Tutanağın düzenlendiği tarihte Asliye Hukuk Mahkemesinin görevi sona erdiğinden ve resen davanın Kadastro Mahkemesine aktarılması zorunlu bulunduğundan davacılar tarafından 24.9.1996 tarihinde davanın atiye bırakılmasının hukuksal bir sonucu bulunmamaktadır. Kadastro hakimi 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca dava konusu parselle ilgili olarak askı ilan süresi içinde açılan davaları çözümlemekle yükümlü olduğu gibi, anılan Kanunun 26/D maddesi uyarınca Kadastro Mahkemesine dava açıldıktan sonra tespitten önceki haklara dayanarak asli müdahil olarak davaya katılanların iddiaları ile ilgili uyuşmazlıkları da çözmek zorundadır.
Asliye Hukuk Mahkemesinden aktarılan davanın taraflarının sıfatlarının değişmediği kabul edilmeli ve diğer kişilerde asli müdahil olarak değerlendirilmelidir. Mahkemece tarafların sıfatı doğru olarak belirlenerek yargılamanın sürdürülmesi gerekirken, husumet nedeniyle reddine karar verilmesinin yasal dayanağı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle tarafların iddia ve savunmaları ile ilgili tüm deliller toplanarak ve birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğundan hükmün bu nedenlerle (BOZULMASINA), 27.6.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Ykd Mart 2003
Full & Egal Universal Law Academy