(3402 S. K. m. 12/3)
Dava: Taraflar arasında genel kadastro ile oluşan tapunun, tapu kaydına dayanarak açılan iptali davası sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 595 parsel sayılı 9600 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz 593 parsele uygulanan tapu kaydının miktar fazlası olarak Hazine adına tespit edilmiş, süresi içerisinde Ahmet ve arkadaşlarının yaptığı itirazı Tapulama Komisyonu red etmiş, dava dışı Samiye tarafından G Kadastro Mahkemesinde 593 ve 595 nolu parsellere karşı açılan dava sonucunda mahkeme Samiye'in 595 parsel için Hasan adına tescili istemiyle dava açmış ise de; bu kişinin Hasan'ın vekili olmadığından Hasan'ı mahkemede temsil edemeyeceği, buna göre 595 parsel hakkında açılmış bir dava olmadığından tutanağın Kadastro Müdürlüğüne gönderilmesine karar vermiştir. Bu karar üzerine 595 parsel Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Davacı bu tescil işlemine karşı tapu kaydı, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; tutanağın kesinleşme tarihinden itibaren on yıllık hak düşürücü süre dolduğundan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli parsel yönünden 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3.maddesinde öngörülen hak düşürücü süre geçtiğinden davanın reddine karar verilmiş ise de; mahkemenin kabulü dosya içeriğine uygun düşmemektedir. Kadastro tespiti 1983 yılında yapılmış, tapulama komisyonu ifrazın reddine karar vermiştir. Bu karara karşı itirazcılardan biri tarafından dava açılmış olması nedeniyle tutanak kesinleşmemiştir. Kaldı ki; davacılar 1985/76 esas, 1994/105 sayılı davada davalı olarak da temsil edilmişler ve iradelerini açıklamışlardır. Bu nedenle 595 parsele ilişkin tutanak kadastro mahkemesinin 1985/76 esas, 1994/105 sayılı kararıyla kesinleşmiştir. On yıllık hak düşürücü sürenin kararın kesinleştiği tarihten itibaren hesap edilmesi zorunludur. Kararın kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık süre geçmemiştir.
Sonuç: Hal böyle olunca; uyuşmazlığın esastan çözümlenmesi gerekirken hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olduğundan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 20.2.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy