(3402 S. K. m. 14)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 245 parsel sayılı 56 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle Mustafa adına tespit edilmiştir. İtirazı Kadastro Komisyonunda reddedilen davacı Hazine, davalı taşınmazın kamulaştırıldığına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; çekişmeli parselin Hazine adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Mustafa mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece taşınmazın tespit malikine ait iken kadastro tespitinden sonra ve karardan 20 yıl kadar önce küçük Doğan'a bağışlandığı, küçük Doğan'ın davada taraf olmaması ve katılma talebinde de bulunmaması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de; değerlendirme dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Çekişmeli taşınmazın kültür arazisi olduğu, kamu yararına tahsis edilen veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerle ilgisinin bulunmadığı, tespitten geriye doğru aralıksız, çekişmesiz ve malik sıfatıyla sürdürülen davalı taraf zilyetliğinin 20 yılı aşkın süreye ulaştığı, böylece tespit tarihi itibariyle 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde yazılı mülk edinme şartlarının davalılar yararına gerçekleştiği, mahkemece mahallinde yapılan keşif, uygulama, yerel bilirkişi anlatımı, teknik bilirkişi tarafından düzenlenen kroki ve raporla belirlenmiştir. Mahkemenin kabulü de bu yöndedir. Ayrıca taşınmazın öncesinin Necip ağa ve müştereklerine ait iken Hazine tarafından istimlak edildiği ve taşınmazın mülkiyetinin Hazineye geçtiği iddiası ispat edilemediği gibi mahkemece bu konuda yapılan tüm araştırmalar da sonuçsuz kalmıştır. Hal böyle olunca; kadastro hakiminin tespit tarihindeki geometrik ve hukuki durumu belirlemekle yükümlü olduğu, tespitten sonraki mülkiyet ve zilyetlik değişikliklerinin kadastro mahkemesinde nazara alınamayacağı ve taşınmazın tespit tarihi itibariyle maliki olan kişi veya kişiler adına tescil kararı verilmesi gerektiği düşünülmelidir.
Sonuç: Mahkemece bu ilke göz ardı edilerek davanın kabulü yönünde hüküm kurulması isabetsizdir. Mahkemece davanın reddine, taşınmazın tespit malikleri adına tesciline karar verilmesi gerekirken tespitten sonraki zilyet değişikliği nazara alınarak yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 9.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy