(743 S. K. m. 41, 81/B)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen gün ve saatte temyiz eden Vakıflar Genel Müdürlüğü vekili Avukat geldi. Aleyhine temyiz istenilen taraftan gelen olmadığı görüldü. Gelenin yüzüne karşı duruşmaya başlandı. Sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Karar: Yargıtay bozma ilamında özetle; "Davalılar yararına zilyetlikle mülk edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin, vakıfla ilgisi olup olmadığının saptanması gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; Davanın kısmen kabulüne vakfa ait vergi kaydı 537 nolu parsele uyduğundan, zilyetlikle kazanılamayacağı gerekçesiyle 537 nolu parselin Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tesciline, 428 nolu parsel üzerinde zilyetlikle mülk edinme koşulları gerçekleştiği gibi, C 'e ait tapu kaydının da geniş sınırlarla çevrelediği belirtilerek C mirasçıları adlarına paylı olarak tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Vakıflar İdaresi ile davalı H ve müşterekleri tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, mahkemece bozma ilamında işaret edildiği şekilde işlem yapılıp sonucuna göre hüküm kurulmuş bulunması nedeniyle davacı Vakıflar İdaresinin 428 sayılı parsele ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün bu bölümünün ONANMASINA,
2- Davalı H müştereklerinin 537 sayılı parsele ilişkin temyizine gelince; Mahkemece çekişmeli taşınmazın Vakıflar İdaresinin dayanağını oluşturan 937 tahrir yıllı 58 tahrir numaralı vergi kaydı kapsamında kaldığı ve vakıf mallar üzerinde zilyetlikle mülk edinme kuralının uygulanamayacağı kabul edilmek suretiyle, hüküm kurulmuş ise de; Mahkemenin değerlendirilmesi dosya kapsamına ve yasal düzenlemeye uygun düşmemektedir. Taşınmazın tarım arazisi niteliğinde bulunduğu, kamu yararına tahsis edilen veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerle bir ilgisinin olmadığı, taşınmaz üzerinde Vakıflar İdaresinin herhangi bir şekilde tasarrufunun bulunmayıp, arazinin tespitten geriye doğru 70 yılı aşkın süre davalılar tarafından aralıksız, çekişmesiz, malik sıfatıyla zilyet edinildiği Mahkemece mahallinde yapılan keşif, uygulama, yerel bilirkişi anlatımı ve teknik bilirkişi tarafından düzenlenen kroki ve raporla belirlenmiştir. Zaten taraflar arasında bu hususlar da bir uyuşmazlıkta bulunmamaktadır.
Vakıflar İdaresinin dayanağını oluşturan vergi kaydı zilyetlikle birleşmediği için mülkiyet hakkı bahşetmez. Vergi kaydı mülkiyet belgesi olmadığına göre zilyetlikle birleşmediği sürece bir değer taşımaz. Bir an için taşınmazın Vakıflar İdaresine ait olduğu kabul edilse bile vakfın niteliğine ve toplanan delillere göre davalılar yararına zilyetlikle mülk edinme şartları gerçekleşmiştir. Mahkemece taşınmazın vakfa ait olduğu, vakıf arazi üzerinde zilyetlikle mülk edinmenin mümkün bulunmadığı gerekçe gösterilmiş ise de; Bu gerekçe kabul edilebilir bulunmamaktadır. Zira 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 8.nci maddesi uyarınca, doğrudan doğruya hayrat olan vakıf mallarla 4.3.959 günlü 2/19 sayılı Tevhidi İçtihat Genel Kurulu kararının kapsamı dışında kalan vakıf malların zilyetlikle iktisabına bir engel bulunmamaktadır.
Nitekim sözü edilen Kanunun 41. maddesinde; Kanunu Medeninin müruru zamana ilişkin bulunan hükümlerinin vakıf mallar hakkında da tatbik edileceği hükmü yer almıştır. Medeni Kanunun 81/B maddesinde 13.7.1967 tarihinde yapılan ve "Vakıfların malları üzerinde zilyetlik yolu ile iktisap hükümleri takbik olunmaz" şeklindeki değişiklikte kazanılmış hakları bertaraf edici bir ibare taşımamaktadır. Hal böyle olunca davaya konu taşınmaz doğrudan hayrat vakıflardan bulunmadığına 13.7.967 tarihinden öncede davalılar yararına zilyetlikle mülk edinme şartları gerçekleştiğine göre Vakıflar İdaresinin davasının reddine, davaya konu 537 sayılı parselin komisyon kararında belirtilen davalılar adına tesciline karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Mahkemece yanlış değerlendirmeye dayalı olarak davanın kabulü yolunda hüküm kurulması isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 10.6.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy