(3402 S. K. m. 13)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Karar: Yargıtay bozma ilamında özetle; 123 ada 18 parsel fen bilirkişinin raporunda A harfi ile gösterilen bölümü ile diğer dava konusu taşınmazların tarafların ortak miras bırakanı Halil'e ait olduğunun uyuşmazlık konusu olmadığı, Halil'in tüm mirasçıları belirlenip, husumet yaygınlaştırılarak taraf koşulu oluşturulması, tereke belirlenerek mirasçılar arasında yöntemine uygun paylaşılıp paylaşılmadığının araştırılması, derdest tüm taşınmazlarla ilgili dava dosyalarının birleştirilmesi, yeniden keşif yapılarak paylaşma yapılıp yapılmadığı, paylaşma yapılmış ise sonradan bozulup bozulmadığının araştırılması, paylaşmada her bir mirasçıya eşit miktarda taşınmaz isabet etmesinin paylaşmanın kesin koşulu olmadığının gözönünde tutulması gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; çekişmeli 123 ada 18 sayılı parselin fen bilirkişinin krokili raporunda A harfi ile gösterilen 1300 metrekarelik kısmı ile 105 ada 30, 41, 42, 124 ada 6, 7, 8, 121 ada 62, 120 ada 3, 126 ada 44, 219, 141 ada 67, 116 ada 15, 17 nolu parsellerin muriz Halil Fıçıcı mirasçıları adına hisseleri oranında tesciline karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili ile davalı Hüseyin, Mehmet, Kazım Fıçıcı tarafından temyiz edilmiştir.
Sonuç: Dava konusu 123 ada 18 sayılı parselin krokide A harfi ile gösterilen bölümü ile diğer dava konusu taşınmazların tarafların kök miras bırakanı Halil'den kaldığı tartışmasızdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık Halil'in terekesinin paylaşılıp paylaşılmadığı konusundadır. Davacılar vekili 11.4.2001 tarihli oturumda taşınmazların taraflar arasında taksim edildiğini bunu kabul ettiklerini, taksimin hakkaniyete uygun olmadığını ve tüm taşınmazların taksime konu bulunmadığını ileri sürmüştür. Mahkemece getirtilen tutanaklar, dinlenen bilirkişi ve tanıklar paylaşım olgusu ve davacı vekilinin beyanını doğrulamaktadır. Paylaşımda iradelerin birleşmeleri yeterli olup, payların eşit dağılımı zorunlu değildir. Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek hüküm kurulması doğru değildir. Temyiz itirazlarının bu nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, davacılar vekilinin ise temyiz itirazlarının REDDİNE, 15.05.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy