(3402 S. K. m. 13, 14)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu,gereği görüşüldü:
Karar: Kadastro sırasında 114 ada 23 parsel, sayılı 28.338.53 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz 4753 sayılı Yasaya göre oluşan tapu kaydı nedeniyle Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı, yasal süresi içinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne ve çekişmeli parselin davacı adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmazın tarım arazisi niteliğinde bulunduğu ve zilyetlikle mülk edinme şartlarının davacı yararına gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; değerlendirme dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Dosyanın tetkikindende anlaşılacağı üzere taşınmazın üç tarafı kamu orta malı niteliğinde mer'a, bir tarafı da Hazineye ait ham toprakla çevrilidir. Taşınmaz konumu itibariyle mer'a ile bütünleşmiş olup, bu husus taşınmazın mer'adan elde edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu konumdaki bir arazinin mer'a ile ayırıcı unsurları taşıdığı düşünülemez. Keşifte görev alan uzman ziraat mühendiside taşınmazın kuru çayır arazisi olduğunu belirtmiştir. Nitekim taşınmazı ilk defa kullanmaya başladığı söylenen davacının dedesi Şerif'de belirtmelikte görev alan diğer kişilerle beraber taşınmazların öncesinin mer'a veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden iken 1950 yılından sonra kullanılmaya başladığını bildirmişlerdir. Taşınmazın ilk maliki olduğu söylenen ve davacının dedesi olan Şerif'in bu beyanı bağlayıcı kabul edilmese dahi belirtmeliğin aksi ispat edilememiştir. Yerel bilirkişi ve tanıkların eylemli duruma ve belirtmelik tutanağına aykırı düşen beyanlarına değer verilmesi mümkün değildir. Arazi niteliği itibariyle zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden değildir. Bir an için taşınmazın öncesi itibariyle özel mülkiyete konu olabileceği düşünülse dahi, davacı tarafın Hazine tapusunun ihdasından önceki zilyetliği yasanın öngördüğü süreye ulaşmamıştır. Mahkemenin aksi yöndeki değerlendirmesi resmi kayıtlara, eylemli duruma ve taşınmazı ilk defa kullanan Şerif'in imzalı beyanına aykırı düşmektedir. Ayrıca, taşınmaz Şerif'den davacının babası Sebahattin'e, Ondanda davacıya intikal etmiştir. Hazine tapusunun ihdas tarihi Şerif ve Sebahattin'in ölüm tarihi itibariyle terekeleri iştirak halindedir. Bir diğer ifade ile davacının Hazine tapusunun ihdasından önce malik sıfatıyla müstakil kullanması söz konusu değildir. 3402 sayılı Yasa'nın 14.maddesi gereğince davacı ve babasının aynı çalışma alanı içerisinde zilyetlikle iktisap edebilecekleri arazi kuru toprakta 100, sulu topakta 40 dönümü geçemez. Celp ve tetkik edilen belgelerden davacı ve babası adına ( dede Şerif adına tespit edilen hariç ) aynı çalışma alanı içerisinde 100 dönüm taşınmaz salt zilyetliğe dayanılarak tespit edilmiş ve yasadaki sınıra ulaşılmıştır. Bu durumda davacı adına zilyetliğe dayanılarak taşınmazın tespitine karar verilmesi mümkün bulunmamaktadır. Belirtilen nedenlerle davacının davasının reddine, taşınmazın tespitte olduğu gibi Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Mahkemece yanlış değerlendirme sonucu yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. Temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA 24.1.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy