(7201 S. K. m. 23) (1086 S. K. m. 297) (4721 S. K. m. 565)
Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan, dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi süresinde duruşmalı olarak istenmiştir. Yargıtay duruşması için gerekli tebligat giderlerinin ödenmemesi nedeniyle duruşma isteminin reddine, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildi. İnceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Kadastro sırasında 149 ada 4, 156 ada 40 parsel sayılı 2659.03 ve 3489.72 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlardan 4 nolu parsel vergi kaydı, 40 nolu parsel ise tapu kaydı, hisse satışları, ifraz, taksim, harici hibe ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı Asiye adına tespit edilmiştir. Davacı Kemal, yasal süresi içinde tespit sırasında her ne kadar annesi olan Emine'nin davalıya taşınmazları hibe ettiği gerekçesiyle tespit yapılmış ise de, böyle bir hibe sözleşmesinin mevcut olmadığına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne, çekişmeli parsellerin tespitlerinin iptali ile 1/2 payının davacı adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Mahkeme kararı davalı vekiline kalemde tebliğ edilmiştir. Tebligat Kanunu'nun 23. maddesi uyarınca tebliğ memurunun kimliği ile imzasının ve tebligatın nerede yapıldığının açıklanması zorunludur. Tebliğ mazbatasında tebligatın nerede yapıldığı açıklanmadığı gibi tebliğ memurunun kimliği ve imzası da bulunmamaktadır. Tebligat açıkça Kanuna aykırı olduğunda muhatabın bildirdiği tarihin tebligat tarihi olarak kabulü zorunludur. Bu nedenle kararın yasal süresi içinde temyiz edildiği saptanarak işin esasının incelenmesine karar verildi.
2- Çekişmeli parsellerin öncesinin davacının annesi ve davalının kayınvalidesi olan ve 1989 yılında vefat ettiği anlaşılan Emine'ye ait olduğu tartışmasızdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık malik Emine'nin bu taşınmazı gelini olan davalıya bağışlayıp bağışlamadığı ve 10.2.1986 tarihli senede değer verilip verilemeyeceği konusundadır. 10.2.1986 tarihli bağış senedinin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesine uygun olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Yargılama sırasında dinlenen bir kısım davalı tanıkları da bağış olgusunu doğrulayan duyumlardan söz etmişlerdir. Tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde bağış olgusunun kabulü gerekir. Aradan uzun süre geçtikten sonra senet mümzilerinin beyanları yanlış yorumlanarak aksinin kabulü dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. Esasen senedin sahteliği iddia edilmediğine ve senet altındaki imzalara itiraz edilmediğine göre senet içeriğine değer verilerek uyuşmazlığın çözümlenmesi gereklidir. Temyiz itirazlarının bu nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 01.11.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy