(3402 S. K. m. 13)
Dava: Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, gereği görüşüldü:
Karar: Yargıtay bozma ilamında özetle: "Davalı tarafın dayanağı olan 3.9.1967 tarihli senette bulunan imzanın davacı R. Teker'e ait olup olmadığının yöntemince araştırılması, davacıya ait olmadığının anlaşılması durumunda satış olgusu her türlü delille kanıtlanabileceğinden önceki keşiflerde dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar ile hayatta iseler tespit bilirkişilerinin yeniden yapılacak keşifte dinlenmeleri, satış iddiası ile zilyetliğin kim tarafından ve ne şekilde sürdürüldüğünün araştırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi" gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne, çekişmeli parselin davacı adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmazın davacı tarafından davalıya satıldığının ispat edilemediği gerekçe gösterilmek suretiyle davanın kabulüne ve çekişmeli taşınmazın davacı taraf adına tapuya tesciline karar verilmiş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hükme yeterli bulunmamaktadır. Mahkemece Yargıtay bozma ilamına uyulduğu halde bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Bozmaya uyulmakla taraflar yararına usulü müktesep hak oluşur. Bu hakkın zedelenmemesi için bozmada işaret edilen hususların eksiksiz olarak yerine getirilmesi gerekir. Hükmüne uyulan bozma ilamlarında da belirtildiği üzere, tespite esas olan ve davacı R. Teker'in dayanağını oluşturan 30.4.1959 tarih 115 sayılı tapunun davaya konu taşınmaza ait olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, tapuda malik görünen davacı R. Teker'in taşınmazı 3.9.1967 tarihli senetle davalıya satıp satmadığı, dolayısıyla 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-b maddesinde yazılı şartların davalı taraf yararına gerçekleşip gerçekleşmediği konusundadır. Yukarıda da belirtildiği üzere davalı 3.9.1967 tarihli satış senedine ve zilyetliğe dayanmıştır. Senette ismi yazılı olup dinleme imkanı bulunabilen aza Y. Aslan taraflar arasında bir muamelenin yapıldığını, senetteki imzanın kendisine ait olduğunu ifade etmiştir. Bozma doğrultusunda yapılan imzanın sahte olup olmadığı araştırması ise; Adli Tıbba gönderilen imzaların olay tarihine göre çok farklı zamanlarda kullanılmış olması nedeniyle araştırmadan olumlu yada olumsuz bir sonuç alınamamıştır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden kesin bir kanaate varmak mümkün değildir.
Davacı senedin sahte olduğunu ileri sürmüş, ancak sahtelik ispat edilememiştir. Ayrıca, taraflar arasında olay tarihinde bir belge düzenlendiği ve bundan sonra taşınmazın davalı tarafça kullanılmaya başladığı hususunda yapılan araştırma ile belirlenmiştir. Davacının, taşınmazı yeniden ele geçiriş şekli ve (para faizsiz, tarla icarsız ise) davalıdan alınan paranın ne sebeple ödenmediği konusundaki beyanları çelişkili olduğu gibi hayatın olağan akışına da uygun düşmemektedir. Bu deliller karşısında davalının dayandığı senedin sahte olduğunu ve taraflar arasındaki muamelenin para faizsiz tarla icarsız kuralına dayandığını kabul etmek mümkün değildir. Doğru sonuca varılabilmesi için; davacının, senedin yapıldığı 13.9.1967 tarihinde veya bu tarihe yakın günlerde yaptığı resmi işlemler araştırılıp tatbike medar imza tedarikine çalışılmalı, gerektiğinde Tarım Kredi Kooperatifleri, Bankalar, İş ve İşçi Bulma Kurumu gibi müesseseler nezdinde araştırma yapılmalı, temin edilecek imzalarla birlikte dosya bilirkişiye tevdi edilip senetteki imzanın davacıya ait olup almadığı saptanmaya çalışılmalı, yapılacak araştırma sonunda imzanın davacıya ait olmadığı belirlense dahi, satış işleminin her türlü delille ispat edilebileceği nazara alınarak taraflardan yeniden delil istenip bunların değerlendirilmesi yoluna gidilmeli, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece belirtilen şekilde araştırma ve inceleme yapılmaması isabetsiz olduğu gibi zilyet tanıkları H. Çoban, H. Akçam ve S. Aslan'ın arazi başında dinlenmeleri gerekirken duruşmada dinlenilip, bu şahısların beyanları da esas alınmak suretiyle hüküm kurulması da usul ve yasaya aykırıdır.
Sonuç: Temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 11.02.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy