(3402 S. K. m. 13) (1086 S. K. m. 237)
Dava: Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Karar: Kadastro sırasında 102 ada 114, 115, 127 parsel sayılı 3177.29, 14333.86 ve 5270.86 metrekare yüzölçümündeki taşınmazlardan 115, 114 nolu parseller Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduklarından söz edilerek önce malik haneleri boş bırakılmış olup, Mahkemece malik tespiti için iade kararı üzerine kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı Reşit adına tespit edilmiştir. 102 ada 127 parsel ise ham toprak vasfı ile kadim köy mer'ası olarak kullanılması nedeniyle Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı D Köyü Tüzel Kişiliği'nin davalı aleyhine açtığı mer'aya müdahalenin men'i davası sonunda tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Kadastro Mahkemesinde dava dosyaları ile çekişmeli parsel tutanaklar birleştirilerek ve yanlışlıkla kesinleştirilen tutanaklar davalı hale getirtilerek yapılan yargılama sonunda; davaya taşınmazın köy mer'ası olduğu iddiasıyla katılan müdahil davacıların davalarının aktif dava ehliyetlerinin bulunmaması nedeniyle reddine, davacı Köy Tüzel Kişiliği'nin davasının kabulü ile çekişme konusu 102 ada 114, 115 ve 127 no' lu parsellerin mer'a olarak sınırlandırılmasına ve özel siciline yazılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı Reşit vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, temyize konu ve çekişmeli 114 sayılı parselin tamamıyla 127 sayılı parselin ( Teknik bilirkişi Sadık ile Niyazi tarafından düzenlenen 11.6.2003 tarihli ) krokide "D" harfiyle gösterilen bölümü dışındaki bölüm ile aynı krokide davaya konu olup tescil ilamı ve krokisi kapsamı dışında kalan 115 sayılı parsellerin "A", "C", "E" ve "F" bölümlerinin kamu orta malı niteliğinde mer'a olduğu mahallinde yapılan keşif, uygulama, yerel bilirkişi, tanık anlatımı ve uzman bilirkişiler tarafından düzenlenen kroki ve raporla belirlendiğine, mahkemece bu tür yerlerin zilyetlikle iktisap edilemeyeceği nazara alınmak suretiyle hüküm kurulmuş bulunmasına göre davalı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle, 114 sayılı parselin tamamı, 127 sayılı parselin yukarıda belirtilen krokide "D" harfiyle gösterilen 501.00 metrekarelik kısmının dışında kalan bölümü, 115 sayılı parselin davaya konu olup, tescil krokisi dışında kalan "A", "C", "E" ve "F" harfleriyle gösterilen bölümlere ilişkin hükmün ONANMASINA,
2- Davalı vekilinin davaya konu ve tescil krokisi kapsamında kalan 127 parselin "D" bölümü ile 115 sayılı parselin krokide "A", "C", "E" ve "F" harfleriyle gösterilen bölümleri dışında kalan ve kırmızı ile sınırlandırılıp 115 parsel olarak gösterilen bölüme ilişkin temyizine gelince; tescil krokisi kapsamında kalmakla beraber 115 sayılı parselin dışında kalan ve krokide "B" harfiyle gösterilen 144.74 metrekarelik, "G" harfiyle gösterilen 70.40 metrekarelik bölümlerin davaya ve temyize konu olmadığı açıktır. 115 sayılı parselin tescil krokisi kapsamında kalan bölüm ile 127 sayılı parselin "D" bölümünün davalının dayanağını oluşturan 1.12.1993 tarih 1 sayılı tapu kaydı ve eki olan tescil krokisi kapsamında kaldığı mahkemece mahallinde yapılan keşif, uygulama, yerel bilirkişi anlatımı, teknik bilirkişi raporu, tescil davasında görev alan bilirkişi ve tanıkların müşahhas olaylara dayalı, inandırıcı beyanları ile belirlenmiştir. Mahkemenin krokinin kapsamının yeterli bir şekilde belirlenemediği yolundaki kabulü dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Davalının dayandığı tapu kaydı yukarıda da ifade edildiği gibi Baskil Asliye Hukuk Mahkemesinin 1990/179 esas, 1991/263 sayılı tescil ilamına dayanarak oluşturulmuştur. Müşahhas olayda sorun, söz konusu tescil davası ile oluşan ilamın taraflar yönünden kesin hüküm oluşturup oluşturmayacağı ve arazinin niteliğinin kesin hükmün önüne geçip geçmeyeceği hususudur. Bilindiği üzere kesin hüküm Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 237. maddesinde düzenlenmiş ve "kaziyye-i muhkeme, mevcuttur denilebilmek için iki tarafın ve müddeabihin ve istinat olunan sebebin müttehit olması lazımdır" hükmü getirilmiştir. Baskil Asliye Hukuk Mahkemesine 8.5.1990 tarihinde davacı Reşit tarafından davalılar Hazine ve D Köyü Tüzel Kişiliği aleyhine açılan ve kabulle sonuçlanan davanın tarafları, dava edilen yer ve dayanılan hukuki nedenin aynı olduğu celp ve tetkik edilip mahalline uygulanan dosya ve ilamla belirlenmiştir. Tescil davasında Hazine ve Köy hasım olduğuna göre söz konusu ilamın yani tescil hükmünün Hazine ve Köy yönünden de kesin hüküm oluşturacağı açıktır. Arazinin niteliğinin kesin hükmün önüne geçip geçemeyeceği hususuna gelince; bir davada kesin hükmün varlığının öne sürülmesi halinde bu savunma her şeyin önüne geçer. Kesin hüküm savunması sonradan ileri sürülse dahi bu iddia ve savunmanın genişletilmesi biçiminde de nitelendirilemez. Kesin hüküm bir itiraz nedeni olup, mahkemece re'sen gözönünde tutulur. Kesin hükmün varlığının tespiti halinde başka bir yönün araştırılması söz konusu olamaz. Yüksek Yargıtay'ın tüm uygulamaları da bu yöndedir. Hal böyle olunca; taşınmazın bu bölümünün davalı adına tesciline karar verilmesi gerekir. Mahkemece yanlış değerlendirme sonucu yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Temyiz itirazları anlatılan nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün bu bölümünün BOZULMASINA 23.12.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy