(3402 S. K. m. 14, 15) (4721 S. K. m. 716)
Dava: Taraflar arasında kadastro tesbitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu,
Gereği düşünüldü:
Karar: Yargıtay bozma ilamında özetle; Mahallinde yeniden yöreyi iyi bilen yaşlı bilirkişiler marifetiyle yöntemince keşif yapılarak taşınmazların öncesinin davacı Mustafa'nın dedesi Üzeyir'den mi yoksa Üzeyir'in babası Mustafa'dan mı kaldığı, taşınmazlara kim yada kimlerin zilyet olduğunun araştırılması, bir mirasçının uzun süre kullanımına diğer mirasçıların ses çıkarmamasının taksimin varlığına karine olup ispat külfetinin yer değiştireceğinin düşünülmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabul, kısmen reddine, çekişmeli parsellerin davacı tarafın murisi Üzeyir mirasçılarının kendi aralarında yaptıkları taksime göre Üzeyir mirasçıları adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmazların davacıların murisi Üzeyir D.'den kaldığı kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de değerlendirme dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Davaya konu parseller tarafların ortak miras bırakanı Dinga Mustafa'ya aitken ölümü ile mirasçılarına intikal ettiği ve mirasçılar arasında usulüne uygun olarak yapılmış bir taksimin bulunmadığı belirtilmek suretiyle Mustafa mirasçıları adına tesbit edilmiştir. Davacılar taşınmazların Dinga Mustafa'dan intikal etmediğine, Üzeyir D.'e ait iken mirasçılarına geçtiğini ileri sürerek dava açmışlardır. Dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların büyük bölümü davaya konu taşınmazın öncesinin kime ait olduğunu bilmediklerini, devamlı surette Üzeyir D. ve O'nun mirasçıları tarafından kullanıldığını söylemişlerdir. Tarafların akrabası olan tanık Şerafettin D. taşınmazların kök muris Mustafa'dan kaldığı hususunu annesinden duyduğunu, mirasçılar arasında taksim yapıldığını görmediğini ifade etmiş ve bir anlamda tutanakları doğrular tarzda şahadette bulunmuştur. Kadastro tutanakları resmi belge niteliğindedir. Bu belgenin aksini iddia eden tarafın yerel bilirkişi, tanık beyanı veya bir başka belge ile iddiasına ispat etme zorunluluğu bulunmaktadır. Davacılar taşınmazın öncesi hususunda inandırıcı ve tutanakların aksini ispat edici hiçbir beyanda bulunmamış (3 ncü şahıstan satın alınma, imar ihya veya haliden sürmek suretiyle elde etme gibi..) ve delilde ibraz etmemişlerdir. Davacılar tutanağın aksini isbat edemediğine göre davanın reddine karar verilmesi gerekir. Mahkemenin tutanakları göz ardı ederek değerlendirme yapması isabetli bulunmamaktadır. Ayrıca, mahkemece taşınmazlar kök muris Mustafa'ya ait olsa bile uzun süreli kullanmanın taksimin karinesi sayılacağı düşüncesi ile davanın kabulü yolunda hüküm kurulması da dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Celb ve tetkik edilen ortaklığın giderilmesi dosyasından da anlaşılacağı üzere, ortaklığın giderilmesine konu edilen taşınmazların tutanaklarında da incelemeye konu olan parseller gibi taşınmazın muris Mustafa'dan intikal ettiği, mirasçılar tarafından parsellerin ayrı ayrı kullanıldıkları belirtilmiş ve sonuçta satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verilmiştir. Ortaklığın giderilmesi davası mirasçılar arasında geçerli bir taksimin olmadığının belgesidir. Bu da göstermektedir ki diğer delillerle desteklenmeden her halde uzun süreli kullanmayı taksim için yeterli saymak yanıltıcı olabileceği gibi adil olmayan sonuçlara da götürebilir. Hal böyle olunca taşınmazların kök muris Mustafa'dan kaldığı ve mirasçılar arasında geçerli bir taksimin bulunmadığı kabul edilerek davanın reddine, taşınmazların tesbit gibi tesciline karar verilmesi gerekir.
Sonuç: Yanlış değerlendirme sonucu yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde bulunduğundan kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 19.04.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy