(3402 S. K. m. 13/B)
Dava: Taraflar arasındaki tapu iptali, tescil davası üzerine yapılan yargılama sonunda: Davanın reddine ilişkin verilen hüküm davacı ve katılanlar vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı, tapu kaydına ve kadastro öncesi sebebe dayanarak genel kadastro sonucu davalılar adına oluşan tapu kaydının iptal ve tescili isteği ile dava açmıştır. Şükrü Ö. ve arkadaşları aynı nedene dayanarak davaya katılmışlardır. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, 106 ada 80 ve 81 nolu parsellerin davaya konu edilen bölümlerinin davacılar tarafından davalılara satıldığı ve satışın yapıldığı 1974 tarihinden beri de zilyet etmedikleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun düşmemektedir. Davaya konu edilen yerlerin kadastro teknisyeni Ökkeş G. tarafından düzenlenen 30.4.2001 günlü krokide 80 nolu parselin ( C ), 81 nolu parselin ise ( A ) ile işaretli bölümleri olduğu keşif sırasında belirlenmiş olup, bu yön uyuşmazlık konusu değildir. Ayrıca, davacı ve katılanların dayanağını teşkil eden ve dava dışı 79 nolu parsele revizyon gören 24.12.1964 tarih 91 sıra nolu tapu kaydının dava konusu 80 ve 81 nolu parsellere uygunluğu keşfen saptandığı gibi bu yön mahkemenin de kabulündedir. İleri sürülüşe ve savunmaya göre uyuşmazlık, davalılar yararına 3402 sayılı Kadastro Yasası'nın 13/B-b koşullarının oluşup oluşmadığı yönünde toplanmaktadır. Söz konusu madde ve fıkralara göre davalıların satın almalarına değer verilebilmesi için tapu dışı satışın yapıldığı tarih ile kadastro tespit tarihi arasından on yıllık süre geçmesi ve ayrıca bu süre zarfında taşınmazda davalıların zilyet bulunması gerekir. Tapu dışı satışın 1974, kadastro tespitinin 1992 yılında yapıldığı kayden ve bilirkişi ve tanık sözleri ile sabit olmakla beraber davalıların taşınmazda zilyet olmadıkları da yine bilirkişi ve tanıklarca ifade edilmiştir. Taşınmazların tapu kapsamında kaldığı uyuşmazlık konusu olmadığına göre, zilyetlik olgusunun davalılar tarafından kanıtlanması gerekir. Davalılar bu yöndeki savunmalarını kanıtlayamamışlardır. Tapulu yerlerde zilyetlik mülkiyetin koşulu olmadığına göre davacıların dava edilen yerlerde zilyet bulunmamaları tapudan kaynaklanan mülkiyet haklarını ortadan kaldırmaz. Davalıların dayandığı 1 Ocak 1974 tarihli senette taşınmazın zilyetliğinin devredildiği kaydına da yer verilmemiştir. Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgular karşısında davanın kabulüne karar vermek gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere reddi yoluna gidilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 24.1.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy