(3402 S. K. m. 13, 14)
Dava: Taraflar arasındaki tespite itiraz davası üzerine yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne ilişkin verilen hüküm davalı Hazine temsilcisi tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi gereği düşünüldü:
Karar: Kadastro sırasında Salkonak Köyü 101 ada 38, 53, 59, 60, 61 parsel sayılı yüzölçümleri toplamı 100 dönümden fazla taşınmazlar ham toprak vasfında olması nedeniyle Hazine adına tespit edilmiştir. Askı ilan süresi içinde davacı Fatma K. Kahta Asliye Hukuk Mahkemesinin 1973/74 esas 1988/630 karar sayılı ilamına dayanarak dava açmıştır. Mahkemece, davanın kabulüne ve dava konusu parsellerin davacı mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Taşınmazlar kadastro sırasında ham toprak niteliğiyle hazine adına tespit edilmiş, davacı tapu kayıtlarına ve mahkeme ilamına dayanarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.12.1988 tarih 1973/74-1988/630 sayılı ilamlarında Hazine taraf olmakla beraber davanın hazine yönünden husumet nedeniyle reddine karar verilmiş olması karşısında işin esası hakkında hazine aleyhine kesin hüküm oluşturacağından söz etme olanağı yoktur. Hal böyle olunca dayanak tapu kayıtlarının gereği gibi yerlerine uygulanması ve kapsamlarının duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanması gerekir. Yerel bilirkişilerin kayıtların uygulanması ile ilgili sözleri soyut içerikli olup kayıtlarda geçen sınır yerlerini yansıtır biçimde krokide düzenlettirilmemiş, ve ona göre kayıtların kapsamlarının tayini yoluna gidilmemiş, taşınmazların hazine aleyhine kesin hüküm teşkil etmeyen ilama ve krokisine konu olduğu görüşüyle davanın kabulü yoluna gidilmiştir. Diğer taraftan davacının taşınmazda zilyet olup olmadığı konusunda da ne tutanak bilirkişilerinin ve nede tanıkların bilgisine başvurulmamıştır. Eksik inceleme ile hüküm verilemez. O halde, öncelikle davacıdan taşınmazlarda zilyetlinin olup olmadığı açıkça sorulup zilyet olduğunu bildirdiği takdirde tanık göstermesi istenmeli, taşınmazların bulunduğu yörelerle ilgili memleket haritası ve hava fotoğrafları getirtilmeli, dayanak tapu kayıtları iktisap sebepleri yazılmak suretiyle krokisiyle birlikte merciinden getirtilmeli, daha sonra önceki keşifte dinlenen yerel bilirkişiler ile tüm tespit bilirkişileri ve taraflarca gösterilecek tanıklar huzurunda yerinde yeniden keşif yapılarak taşınmazları ve yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı ve yansız kişilerden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi kurulu aracılığıyla dayanak tapu kayıtları ile olduğunda memleket haritası ve hava fotoğraflarının uygulamaları yapılarak kayıtların kapsamları ve taşınmazlara aidiyetleri kesin olarak saptanmalı, bilirkişilerce bilinmeyen sınırlar olduğunda tanıkların bilgisine başvurulmalı, 12.2.1950 tarih 142 nolu tapu kaydının aidiyetinde batı sınırında okunan "keleş tepesi", aynı tarih 143 nolu tapu kaydının aidiyetinde "şükhan çeşmesi ( deresi )", keza aynı tarih 144 nolu tapunun aidiyetinde de özkür harmanı ve "Avibeki Mehmet" ve şükhan deresinin arazi üzerindeki yerlerinin belirlenmesi gerektiği dikkate alınmalı, kayıtlarda geçen sınır yerleri fen bilirkişisine krokisinde işaret ettirilmeli, tepe, harman yeri, kevikhan gibi sınırlar değişebilir ve genişletilmeye elverişli nitelikte sınırlar olmakla bu tür sınırları içeren kayıtların kapsamlarının yüzölçümleri ile geçerli olacağı düşünülerek kayıt kapsamları dışında kalan bölümler üzerinde davacının ve miras bırakanlarının zilyetliklerinin olup olmadığı varsa başlangıç tarihi, süresi ve sürdürülüş biçimi olaylara dayalı olarak bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı sorulup saptanmalı, bilirkişi ve tanık sözleri arasında aykırılık doğduğunda giderilmeli, gerektiğinde ziraat mühendisi bilirkişiden taşınmazların toprak yapıları, bitki örtüleri, karakterleri ve işleniş tarzları konusunda gerekçeli rapor alınmalı, ayrıca davacının dayandığı mahkeme ilamının 3 kişilik uzman bilirkişi kurulu ile uygulaması yapılarak, taşınmazların ilam ve krokisi kapsamında kalıp kalmadığı kesin olarak belirlenerek ona göre tapuların aidiyet ve kapsamlarının değerlendirilip tartışılması yapılmalı, tüm taşınmazları dıştan çevreleyen komşu parselleri ve bu arada dere ve yollardan sonra gelen komşu taşınmazların kadastro tutanakları ve dayanakları kayıtlar getirtilerek taşınmaz yönünü ne şekilde sınır okuduklarına bakılmalı, tapu kayıtlarının kapsamlarının yüzölçümü ile geçerli ve bunun sonucu olarak taşınmazların bir bölümünün kayıt kapsamı dışında kalması halinde 3402 sayılı Kadastro Yasasının 14. maddesinin sınırlayıcı hükümleri de dikkate alınmalı, fen bilirkişi heyetine mahkeme ilamının ve de tapu kayıtlarının uygulaması ile ilgili geniş kapsamlı raporlu krokide düzenlettirilmeli, dava dışı ve aynı ada içerisinde oldukları anlaşılan 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18 ila 28, 37, 39 ila 50, 52, 54, 55 ve 56 nolu parseller hakkında verilip kesinleşen kararlar bulunduğunda getirtilip incelenerek davaya etkisi üzerinde durulmalı, ondan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Sonuç: Davalı Hazinenin temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA 10.6.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy