(3402 S. K. m. 12, 22, Geç. m. 4) (2981 S. K. m. 1)
Dava: 2613 sayılı yasa gereğince 1974 yılında yapılan kadastro sırasında 1709 ada 18 parsel sayılı 13433 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz tarla olarak 1/8'er payı Ali çocukları Hasan ve İbrahim, 3/8 payı ( Berber ) Hacı Ali Ağa, 2/8 payı Nuri, 1/8 payı ise Ahmet oğlu Mustafa adlarına tespit ve tescil edilmiştir. Bu kez 2981 sayılı Yasanın 10/b maddesi gereğince yeniden yapılan kadastro sırasında ise fiili tasarruf durumundan bahisle ve arsa niteliğiyle 4213 ada 10 parsel numarası altında 13327,98 metrekare olarak, Nuri payı kayden hibe nedeniyle .... Derneği, kalan paylar ise öncesi tespit gibi diğer paydaşlar adlarına tespit edilmiştir. Askı ilan süresi içinde davacı Zeki ve arkadaşları ( Mustafa ve U. mirasçıları ) irsen intikale ve 50 seneye yakın zilyetliğe dayanarak taşınmazdaki Ali çocukları Hasan ve İbrahim ile Hacı Ali Ağa paylarına yönelik olarak adı geçenler ile kadastro müdürlüğü aleyhine dava açmışlar, yargılama sırasında ise ilk kadastro tespitine esas alınan davalı taraf pay tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirdiğini ileri sürmüşlerdir. Koruma derneği, ara kararı gereğince davaya dahil edilmiştir. Mahkemece, kadastro müdürlüğü aleyhindeki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılar yönünden davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın 1/8'er payının Ali çocukları Hasan, İbrahim ve Mehmet Ali, 2/8 payının ... Derneği, 3/8 payının ise Mustafa mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Zeki ve arkadaşları ile Hacı Ali Ağa'nın ve Ali oğlu Hasan'ın bir kısım mirasçıları tarafından temyiz edilmiştir.Dosya ve içerisindeki bütün kâğıtlar incelenerek, gereği düşünüldü:
Karar: Mahkemece, hüküm yerinde yazılı gerekçelerle sonuç itibariyle davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de varılan sonuç dosya içeriğine ve yasa hükümlerine uygun düşmemektedir. Dava konusu taşınmazın 1974 tarihinde 2613 sayılı yasa hükümleri uyarınca 1709 ada 18 parsel numarası ile yapılan tespiti itiraza uğramaksızın kesinleşerek tapuya tescil edilmiştir. Daha sonra aynı taşınmaz 2981 sayılı yasa gereğince 4213 ada 10 nolu parsel numarası ile 13327.98 metrekare olarak ve arsa niteliğiyle ilk tespitteki Nuri payı kayden hibesi sonucu ... Derneği adına, kalan paylar ise ilk tespite uygun olarak yeniden tespite tabi tutulmuştur. Dava dilekçesi içeriğinden ve aşamalardaki beyanlardan davanın kadastro tespitinden önceki nedenlere dayalı olarak açıldığı, davada esas olarak 1974 tarihinde yapılan tespitin bu kapsamda da ikinci kez düzenlenen tutanağın çekişme konusu yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu cümleden olarak davada önce zilyetliğe ve irsen intikale, yargılama aşamasında ise ilk tespite esas alınan davalı tarafın pay tapularının hukuki kıymetlerini kaybettiğine dayanılmıştır. Şu hale göre dava ilk tespite yönelik olarak 3402 sayılı Kadastro Yasasının 12/3 maddesinde görülen 10 yıllık süre ve aynı yasanın geçici 4. maddesinin 3. fıkrasında öngörülen ek bir yıllık süre geçtikten sonra 10.12.1997 tarihinde açılmıştır. Yasada öngörülen bu süreler sükutu hak ( hak düşürücü ) süresi olup mahkemece re'sen ( kendiliğinden ) nazara alınması gerekir. 1974 tarihinde yapılan ve 6.5.1975 tarihinde sicile geçen ilk tespit işlemi kesinleştiğine ve iş bu davada yasada öngörülen süreler geçtikten sonra açıldığına göre öncelikle davanın süre yönünden reddi gerekirken mahkemece bu yön gözardı edilmiştir. Diğer taraftan taşınmazla ilgili olarak sonradan düzenlenen 14.4.1995 günlü tutanağın edinme yerinde yazılı hususların aksine taşınmaz üzerinde 2981 sayılı Yasanın amaçladığı anlamda bir yapılanma durumu da söz konusu değildir. Sadece taşınmazın ilk tutanakta tarla olan niteliği arsaya dönüştürülmüş ve miktarında cüzi bir azalma yapılmıştır. Hal böyle olunca somut olayda 2981 sayılı yasanın uygulanma koşullarının bulunduğunun kabulüne olanak yoktur. 14.4.1995 tarihinde yapılan tespit işleminin fiilen 3402 sayılı Kadastro Yasasının 22. maddesi anlamında ikinci kadastro olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda fiilen ikinci kadastro işlemi sonucunda 4213 ada 10 nolu parsel olarak düzenlenen tutanağın iptaline, ilk kadastroya yönelik davanın ise hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru olmadığı gibi,
Kabule göre de; düzenli sicil oluşturmakla görevli kadastro hakiminin paydaş ve pay oranlarını da belirtmek suretiyle taşınmazı kimler adına tesciline karar verildiğini hüküm yerinde göstermek gerekirken 3/8 payla ilgili olarak yazılı olduğu üzere ( Mustafa mirasçıları adına hisseleri nispetinde ) infazda duraksama yaratacak biçimde karar verilmiş olması da doğru değildir.
Sonuç: Davacı Zeki ve arkadaşları ve davalı Hacı Ali Ağa ile Ali oğlu Hasan'ın bir kısım mirasçılarının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 18.2.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy