(4721 S. K. m. 640, 701, 702, 703) (11.10.1982 Tarih ve 1982/3-2 Sayılı İ.B.K.)
Dava: Davacı tapu kaydına ve kadastro öncesi sebebe dayanarak genel kadastro sonucu davalılar adına oluşan tapu kaydının iptal ve tescili isteğiyle dava açmıştır. Mahkemece, davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Karar: Mahkemece, iptali istenen tapu kaydında taşınmaz paylı ve elbirliğiyle mülkiyet konusu olmamasına karşın davacı-katılan Fatma'nın davanın açıldığı 7.5.2002 tarihinden önce 23.3.2002 tarihinde vefat ettiği gerekçe gösterilmek suretiyle davanın husumet yönünden reddine karar verilmiştir.
Medeni Yasa'nın 701-703. maddelerinde düzenlenen elbirliğiyle mülkiyetin tüzel kişiliği olmadığı gibi mallar üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Elbirliğiyle mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir söyleyişle, ortaklık tasfiye edildiği durumlarda ortaklardan birinin ayrı mal yada hak sahipliği bulunmayıp hak sahibi ortaklıktır. Maliklerin mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktırlar. Bu kural, Medeni Yasanın 701. maddesinde"... kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. "biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği ( iştirak ) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Eğer yasa yada elbirliği ( iştirak ) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemiş ise, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların ( iştirakçilerin ) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunludur.
Medeni Yasa'nın 702/2 maddesi bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamalarda kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne varki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması yada miras şirketine atanacak temsilci aracılığıyla davanın sürdürülmesi gereği kabul edilmiştir. Yargıtay 11.10.1982 tarih ve 1982/3-2 Sayılı İnançları Birleştireme Kararı da bu doğrultudadır. Bu görüş, bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir. Medeni Yasanın 702/4. maddesinde de "... ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır." hükmü öngörülmüştür.
Somut olayda, elbirliği ( iştirak ) halinde mülkiyet söz konusu olup dava dışı ortaklar bulunmaktadır.
Hal böyle olunca, dava aşamasında öldüğü anlaşılan davacı Fatma mirasçılarının olurlarının alınması yada miras şirketine Medeni Yasanın 640.maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığıyla davanın sürdürülmesi, ondan sonra toplanacak tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davanın görülebilirlik koşulu gözardı edilerek yazılı olduğu üzere husumet yönünden reddine karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacı Ahmet'in temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine 15.5.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy