(2004 S. K. m. 277, 278, 279, 280, 283)
Dava: Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı Hasan'ın müvekkiline olan borcu nedeniyle hakkında yaptıkları icra takibi sırasında borcuna yetecek kadar haczi kabil malının bulunmadığını, ancak alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile kendisine ait taşınmazı eşi olan davalı N. Sinem'e sattığını, onun tarafından da diğer davalılar H.Ufuk ve Mehtap'a satıldığını öne sürerek yapılan tasarrufun iptalini talep etmiştir.
Davalı N.Sinem, H.Ufuk ve Mehtap davanın reddini savunmuşlar, diğer davalı cevap vermemiştir.
Mahkemece yapılan satışların muvazaalı olmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK'nın 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir.
İptal davasından maksat İİK'nın 278, 279 ve 280. maddelerinde yazıldığı gibi alacağın tahsilini temin için borcun doğumundan sonra yapılan tasarrufların butlanına hükmettirmektir. Bu davanın önkoşulu ise, borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunmasıdır. Ön koşulun bulunması halinde ise İİK'nın 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK'nın 278. maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tabi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmeli, bu maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK'nın 280. maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Borçlu ile hukuki işlemde bulunan kişi, borçludan aldığı malı bir başka kişiye devrederse alacaklı, devir yapılan kötü niyetli dördüncü kişilere karşı da iptal davası açabilir. Buradaki kötü niyetli dördüncü kişiler iptal davasına konu malı, borçlunun alacaklısından mal kaçırmak amacıyla temlik ettiğini bilen veya bilmesi gereken kişilerdir. Kötü niyetin ispatı davacı alacaklıya aittir. İİK'nın 283/2. maddesi uyarınca sözü edilen tasarruf ve işlemden faydalanan üçüncü kişi şayet elde ettiğini elden çıkarmışsa, elden çıkardığı tarihteki rayiç bedeliyle takip konusu alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak sorumludur. Somut olayda borçlu davalı kendisine ait taşınmazı o tarihte eşi olan N.Sinem'e satmış, N.Sinem tarafından da dördüncü kişi konumundaki diğer davalılar H.Ufuk ve Mehtap'a satmıştır. Dördüncü kişi konumundaki H.Ufuk ve Mehtap'ın borçlu davalının mali durumunu ve alacaklıları ızrar kastını bildikleri veya bilebilecek durumda oldukları davacı tarafından kanıtlanamamıştır. Bu durumda davalı 3. kişi N.Sinem'in tasarruf tarihinde borçlunun eşi olması nedeniyle İİK'nın 278/2 ve 280/1. maddeleri uyarınca aralarındaki tasarrufun iptaline, ancak N.Sinem taşınmazı elinden çıkarmış olduğu ve dördüncü kişilerin kötü niyetli oldukları kanıtlanamadığından taşınmazı elden çıkardığı tarihteki gerçek değeri üzerinden tazminata mahkum edilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 08.07.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy