(6762 S. K. m. 1282, 1290, 1292) (YHGK. 10.12.1997 T. 1997/11-772 E. 1997/1043 K.) (YHGK. 16.12.1998 T. 1998/11-872 E. 1998/905 K.) (YHGK. 08.12.2010 T. 2010/17-596 E. 2010/641 K.)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı vekili müvekkiline ait aracın davalı nezdinde kasko sigortalı olduğunu, meydana gelen kazada müvekkiline ait aracın hasar gördüğünü, araç servisine icra takibi sırasında ödeme yapıldığını ileri sürerek ödenen 13.567,90 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı sigorta şirketinin rizikonun teminat dışı kaldığı hususunu kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 7.300,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve davacının araç servisi tarafından aleyhine yapılan icra takibinde ödediği feri tutarları davalı sigorta şirketinden talep etmesinin mümkün bulunmamasına göre davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm ve davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Mal sigortası türünden olan kasko sigorta sözleşmeleri gerek kuruluşlarında, gerek devamı sırasında ve gerekse rizikonun gerçekleşmesi aşamasındaki ihbar yükümlülükleri bakımından iyiniyet esasına dayalı sözleşme türlerindendir.
Kasko Sigortası Genel Şartlarının A/1 maddesine göre, gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötüniyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, TTK. 1282. maddesi uyarınca, sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasanın 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5. maddesinde sayılan teminat dışında kalan zararlardan olması gerekmektedir.
Keza, Kasko Sigortası Genel Şartları B.1.5 maddesine göre, sigortalı, sigortacının isteği üzerine rizikonun gerçekleşmesi nedenlerini ayrıntılı şekilde belirlemeye, zarar miktarı ile delilleri saptamaya ve rücu hakkının kullanılmasına yararlı bilgi ve belgeleri gecikmeksizin sigortacıya vermekle yükümlüdür.
Görüldüğü gibi, ihbar yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesi durumunda, müeyyidesi genel şartlarda düzenlenmediği gibi, bu husus rizikonun teminat dışında kaldığı haller arasında da sayılmamıştır. Bu halde, konunun TTK. nın 1290 ve 1292/son madde hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Buna göre, sigorta ettiren kimse kasten ihbarda bulunmamış ise, sigorta haklarını zayi edeceği, kusurunun bulunması halinde ağırlığına göre sigortacının ödemekle yükümlü olduğunun kabulü gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sigortalı rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde, sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki, teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği sigortacı tarafından somut delillerle kanıtlanılırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.
Davalı sigorta şirketi vekili, davacının doğru ihbarda bulunma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, rizikonun teminat dışında kaldığını savunmuştur. Yukarıda açıklandığı üzere, rizikonun teminat dışında sayılabilmesi için davalı sigorta şirketinin iddia ettiği oluş şeklinin teminat dışı hallerden birisi olması gerekir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda sigortalı araçta oluşan hasarın iddia edildiği gibi yol kenarındaki beton mantarlara çarpma ile meydana gelemeyeceği belirtilmiş, keza kazanın iddia edildiği gibi beton mantarlara çarpma şeklinde olması halinde meydana gelebilecek tazminat tutarı belirlenmiş, mahkemece bu rapora dayanılarak tazminata hükmedilmiştir. Oysa, aracın kaza tespit tutanağında ve eksperiz raporunda belirlendiği şekilde hasar gördüğü sabit olup davalı sigorta şirketi tarafından zararın teminat dışında kalmasını gerektirecek hiçbir oluş şekli ileri sürülerek kanıtlanmamıştır. Ayrıca kaza tesbit tutanakları aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden olup, davalı sigorta şirketi de tutanağın aksini de kanıtlayamamıştır. Davalı sigortacı rizikonun iddia edildiği şekilde gerçekleşmediğini somut delillerle kanıtlaması gerekir. (HGK.nın 10.12.1997 gün 1997/11-772-1043, HGK.nun 16.12.1998 gün 1998/11-872-905, HGK.nın 8.12.2010 gün 2010/17-596-641 sayılı kararları)
O halde, mahkemece, rizikonun tamamen teminat kapsamında kaldığı kabul edilerek ve hasar uzmanı bilirkişiler tarafından tesbit edilecek gerçek zarar üzerinden tazminata karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm, davacı vekilinin diğer temyiz temyiz itirazlarının reddine, 2 numaralı bentte açıklanan davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA ve 325,17 TL kalan harcın temyiz eden davalı sigorta şirketinden alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 22.12.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy