MAHKEMESİ:Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalıların işleten ve sürücüsü olduğu aracın müvekkili şirkete kasko sigortalı araca çarparak hasar verdiğini, araçta meydana gelen 11.093 TL. hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini belirterek, davalının 6/8 oranında kusurlu olduğunu davalının Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası tarafından 5.000 TL. ödeme yapıldığını belirterek kalan 3.320,10 TL. tazminatın faizi ile davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kabulü ile; 3.320 TL. tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Dava TTK.nun 1301. maddesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı sigortalısı ambulansın geçiş önceliği bulunduğu gerekçesi ile %25 oranında kusurlu olduğu davalı ...’nin ise kavşağa yaklaşırken hızını azaltmaması nedeniyle %75 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir. Ancak kesinleşen ceza mahkemesi dosyasında Adli Tıp Kurumu ve İTÜ alınan raporlarda davalı ...’nin kavşakta durduğu yeşil ışığın yanması ile hareket ettiği halde durmaması nedeniyle kusurlu olduğu, davacıya sigortalı ambulansın ise kırmızı ışıkta kavşağa girmiş olması nedeniyle kusurlu olduğu belirlenerek taraflara eşit oranda kusur verilmiş, mahkemece verilen karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir.
Ceza Mahkemesi kararlarının Hukuk Mahkemesine etkisi Borçlar Kanununun 53. maddesinde düzenlenmiş olup, Hukuk Hâkimi Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında esas
bakımından ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Borçlar Kanununun 53. maddesinde, “Hakim, kusur olup olmadığına, yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için Ceza Hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, Ceza Mahkemesinde verilen beraat kararı ile de mukayyet değildir. Bundan başka Ceza Mahkemesinin kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarının tayini hususunda dahi Hukuk Hâkimini takyit etmez.” Hükmü öngörülmüştür. Bu açık hüküm karşısında, Ceza Mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların Hukuk Hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ceza Mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun Hukuk Mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Y.H.G.K. 11.10.1989 gün ve E.1989/11-373, K.472 sayılı ilamı). Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından Ceza Hâkiminin Hukuk Hâkiminden çok daha elverişli konumda bulunmasıdır. O halde bir Ceza Mahkemesinin uyuşmazlık konusu olayın tespitine; diğer bir söyleyişle maddi olgulara ilişkin kesinleşmiş saptamasının, aynı konudaki Hukuk Mahkemesinde de kesin delil oluşturacağı açıktır. Hukuk Genel Kurulu - 2008/4-564 E, 2008/536 K.Bu hale göre mahkemece ceza mahkemesi tarafından alınan Adli Tıp Kurumu ve İTÜ alınan ve birbirini doğrulayan kesinleşmiş kusur oranları esas alınarak karar verilmesi gerekirken olaya uygun olmayan bilirkişi raporuna göre karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ...’nin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ...'ye geri verilmesine 13.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.