MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkiline ait olan ve davalı ... şirketine kasko sigorta poliçesi ile sigortalı bulunan aracın, 10.02.2010 günü saat 24.00-24.30 sıralarında tek taraflı kaza yaptığını, müvekkiline ait aracın hasarlandığını, davalı ... şirketinin, hasarın sigorta süresi içerisinde gerçekleşmesine rağmen hasar bedelini ödemediğini belirterek hasar bedeli olan 9.870,63 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili ise, davacının bildirdiği hasarın gerçek olmadığını, davacının doğru beyanda bulunma yükümlülülüğünü ihlal ettiğini, hasarın teminat kapsamı içinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre “...davalı ... şirketinin, davacının aracında oluşan hasarın teminat kapsamı dışında olduğunu ispat edemediği, TTK. 1292/3. maddesi ve Sigorta Genel Şartlarinin B.1.1.5 maddesi dikkate alındığında sigortalı davacının olay yerini terk ederek alkol tespiti yapılmasını, kazanın meydana gelişine ilişkin kanıtlayıcı belge tutulmasını engellemesi nedeniyle olayda kusurlu olduğu, uzman bilirkişi kurulu raporunda kusurun % 50 olarak belirlendiği, bu nedenle
bilirkişi raporunda belirlenen taminattan bu oranda indirim yapılması gerekeceği...” gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 4.935,30 TL hasar tazminatının 24.02.2010 tarihinden itibaren işleyecek değişken oranlı yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava,kasko sigortası sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin, 10.02.2010 tarihinde sigortalı araç ile seyir halinde iken Kayseri ili ... mevkiinde zeminin ıslak ve kaygan olması nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybederek yoldan çıkıp yolun sağındaki bir kayaya çarptığını, aracın ağır derecede hasar gördüğünü, hasarlı araçla olay yerinden ayrıldığı için kazaya ilişkin olarak görevlilerce tutanak tutulmadığını, hasar gören bu araçla yoluna devam ettiğini, olay yerinden 80 km uzaklıkta kırmızı ışık ihlali yaptığı için trafik cezası aldığını ve Kayseri'deki evine gittiğini, olayın ertesi günü aracını servise götürdüğünü, onarıma ilişkin fatura bedelinin davalı ... şirketi tarafından ödenmediğini ileri sürerek hasar bedelinin ödetilmesini istemiştir.
Davalı ... şirketi vekili ise, olaya ilişkin olarak trafik kazası tespit tutanağı ile alkol raporu düzenlenmemiş olduğunu, kazanın iddia edilen şekilde olmadığını, davacının olay günü ve saati konusunda farklı beyanlarda bulunduğunu, ekspertiz incelemesi sırasında kaza yerini tam olarak gösteremediğini, kazanın meydana geldiği ileri sürülen yol boyunca yolun sağında ve solunda yapılan inceleme sonucunda sadece bir kaya parçasının mevcut olduğunu, ancak bu kayanın üzerinde de çarpma veya sürtünmeye bağlı bir iz veya boya görülmediğini, davacının olayın olduğunu ileri sürdüğü gece, olaydan iki buçuk saat ve olay yerinden 80 km sonra kırmızı ışık ihlali yaptığı için trafik cezası aldığını, davacının iddia ettiği gibi aracın ağır derecede hasar görmüş olması halinde hasarlı araçla 80 km yol yapamayacağını, davacının doğru beyanda bulunma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, kendilerine doğru ihbar yapılmadığını ve hasarın sigorta teminatı dışında kaldığını savunmuştur.
Mahkemece hükme esas alınan ve makine mühendisi ilehukukçu tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda; "...davacının kazadan sonra hasarlı aracı ile yoluna devam ettiği sırada yapmış olduğu kırmızı ışık ihlaline ilişkin
Görüntülerin incelenmesinden; aracın hasarlı olup olmadığının anlaşılamadığı, aracın 50-60 km hızla gittiği kanaatinin oluştuğu, davacının yer ve zaman konusundaki tutarsızlığının alkol alımı şüphesini doğurduğu, ancak buna ilişkin açık ve kesin bir delilin bulunmadığı, davacının kazadan sonra trafik zabıtasını çağırmadığı, trafik kaza tespit tutanağı tutturmayıp yola çıktığı, sigortalı davacının olay yerini terkederek olay anında alkollü olup olmadığının tespit edilmesini ya da kazanın meydana gelmesine ilişkin kanıtlayıcı belgenin tutulmasına kusuru ile engel olduğu, bu nedenle davacının % 50 oranında kusurlu olduğu, aracın 10.02.2010 saat 24.00-02 arasında kaza yaptığı, davacının aracının yoldan çıkması sonucu hasarın oluştuğu, bu kapsamda kasko sigortası teminatı içinde kalan bir zararın araçta oluştuğu, araç hasarının 9.870,00 TL olduğu, yağ karteri değişmesini gerektirecek hasarın önemli olmakla beraber karterdeki hasarın şekli ve konumunun daha önemli olduğu, hafif sızıntıyı geçmeyen çatlak ise geçici süreli sorun çıkarmayabileceği, ancak sürücünün bu riskleri üstlenerek ve aracının şartlarını zorlayarak yoluna devam ettiği kanaatine ulaşıldığı..." belirtilmiştir.
Mahkemece bilirkişi raporunda bildirilen hasar bedelinden davacının % 50 kusuru olduğu gerekçesiyle indirim yapılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde, davacı aracın sürücüsü kaza sonrası olay yerinden ayrılması nedeniyle kaza tespit tutanağı tanzim ettirmemiştir. Diğer bir anlatımla, davacı bu kazayla ilgili kaza tespit tutanağı veya olay yeri görgü tutanağı ibraz edemediğinden ispat külfeti yer değiştirerek davacı sigortalıya geçmiştir. Bu nedenlerle, araçta oluşan hasarların teminat içinde kaldığı hususunun davacı sigortalı tarafından ispatlanması gerekmektedir. (HGK 10.12.1997 gün ve 1997/11-772-1043; HGK 16.12.1998 gün ve 1998/11-872-905; HGK 22.12.2010 gün ve 2010/17-655-688 sayılı ilamları) O halde, mahkemece, araçta oluşan hasarın nerede ve ne şekilde meydana geldiği, poliçe kapsamında olup olmadığı konularında davacı sigortalıya ispat imkanı verilmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
Diğer yandan; davalı vekili, hasar dosyası ile tespit edildiği şekilde hasar gören bir aracın, 80 km daha yol kat edemeyeceğini savunmuş, davacı taraf da kazadan sonra hasarlı
araçla 80 km yol kat ettiğini doğrulamıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, yoldan çıkarak büyükçe bir kaya parçasına çarptığı için ağır derecede hasar gördüğü ileri sürülen bu araçla 80 km uzaklıkta bir mesafeye gidilip gidilemeyeceği tereddütsüz olarak açıklanabilmiş değildir. Bu haliyle, bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. Şu durumda; mahkemece davacının da göstereceği deliller toplanarak dosyanın İstanbul Teknik Üniversitesi makine-trafik kürsüsünden seçilecek ve hasar konusunda uzman bilirkişi kuruluna tevdii ile dosya içinde bulunan hasar tahkikat değerlendirme formu, ön ekspertiz raporu ile kati ekspertiz raporu ve hasarlı araca ait fotoğrafların incelenmesi ve kaza sonrası araçta meydana gelen hasarların tespit edilerek meydana gelen hasarın olayın oluş şeklinde uygun olup olmadığı, bu şekilde hasarlı bir aracın kazadan sonra 80 km daha yol kat edip edemeyeceği yönlerinde ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık rapor alındıktan sonra dosyada mevcut tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Bozma nedenine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 14.3.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy