MAHKEMESİ:İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı (alacaklı) vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı (üçüncü kişi) vekili, İzmir 20. İcra Müdürlüğü’nün 2008/6367 sayılı Takip dosyasının borçluları ...,...’tan noterde düzenlenen 19.09.2008 tarihli sözleşme ile devralınan 1.000.168 adet nama yazılı hisse senedi ile ilgili gönderilen 1. haciz ihbarnamesi üzerine 10.11.2008’de haciz şerhi işlendiğini, bu nedenle yapılan devrin şirket pay defterine işlenemediğini, K’nnu 88. maddesi uyarınca nama yazılı hisse senetlerinin fiilen haczinin zorunlu olduğunu belirterek birinci haciz ihbarnamesinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı (alacaklı) vekili, haczin 10.11.2008’de yapıldığını, ...nin 11.11.2008’de devirden haberdar edildiğini, şirket pay defterine işlenmeyen devrin davalı alacaklıya karşı ileri sürülemeyeceğini, belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece toplanan delillere göre: “04.11.2008’de borçlulara ait hisse senetleri üzerine haciz konulması ile ilgili haciz ihbarnamesinin ...ne 10.11.2008’de tebliğ edildiği, 13.11.2008 tarihli cevapta her bir borçlunun 5.000,84 adet hisseye sahip olduğunun belirtildiği, bu hisse
senetlerinin 19.09.2008’de üçüncü kişiye devredildiği, ancak bunun ticaret sicil gazetesinde ilan edilmediği“ gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, 12. Hukuk Dairesi tarafından onanmış ancak karar düzeltme aşamasında verilen 15.03.2011 tarih, 24850–3571 sayılı ilamla, davanın mülkiyet hakkına dayalı olarak açılan istihkak davası olduğu belirtilerek bozma kararı verilmiştir.
Mahkemece uyma kararı verilerek yapılan yargılama sonucunda: “davacının noterde düzenlenen sözleşme ile borçlular ...,...’ın 1.000.168 adet payını 19.09.2008’de devraldığı, 14.03.2008 tarihli tutanağa göre üçüncü kişinin nama yazılı hisse senetlerini teslim aldığı, dava konusu nama yazılı hisse senetlerinin kayden haczedilmesinin mümkün olmayıp fiilen haczi gerektiği, ancak bu işlemin yapılmadığı" gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm vekâlet ücreti yönünden davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İcra Müdürlüğü ... İçecek ve Enerji Hizmetleri A.Ş.’ne hitaben yazdığı 04.11.2008 tarihli yazısı ile borçlular ...,...’ın şirketteki hisselerinin 400.000,00.-Tl alacak için haczedildiğini belirterek, anılan karar uyarınca haczin şirket pay defterine işlenmesi yönünde açık bir karar ya da talimattan bahsedilmemiş, ancak İİK’nin 89. maddesindeki ihtarat yapılmıştır.
Somut olayda, İcra Müdürlüğü belli miktarda alacak için haciz kararı almış, borçluların hisseleri üzerine haciz konulduğunu da ilgili şirkete bildirmiştir.
Bu durumda, üçüncü kişinin hacze konu hisse senetlerini borçlulardan devir ve teslim aldığını belirtip, mülkiyet hakkına dayanarak hacze itiraz etmesi, İİK’nin 96. vd. maddeleri uyarınca ileri sürülen “istihkak iddiası” olarak ele alınıp çözümlenmesi gereken bir uyuşmazlıktır.
İstihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması ise dava şartı olup, öncelikle ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu noktada da İcra Müdürlüğü’nün aldığı haciz kararını ilgili şirkete bildirerek, İİK’nin 89. maddesi uyarınca ihtarat yapmasının, dava konusu nama yazılı hisse senetleri açısından yeterli ve geçerli bir haciz işlemi olarak kabul edilip edilemeyeceği sorusunun yanıtlanması gerekmektedir.
6762 sayılı TTK’nin 416. maddesi (6102 sayılı TTK’nin 490. maddesi) uyarınca anonim şirketlerin çıkarttıkları nama yazılı hisse senetleri, cirosu kabil senetlerdendir. Bu nedenle anonim şirketlerde pay sahipliğinin kıymetli evrak niteliğinde bir belgeye bağlanmış olması halinde, İİK’nin 88/1 maddesi uyarınca bu senetlerin icra müdürlüğünce haczedilip icra dairesinde muhafaza altına alınması zorunludur.
... A.Ş. haciz kararının tebliğinden sonra gönderdiği 13.11.2008 havale tarihli yazı cevabında, borçluların şirketlerinin ortağı olduğunu, her birinin 500.084 adet hissesinin bulunduğunu, bunların %20’sinin A grubu, %80’nin B gurubu hisseden oluştuğunu belirtmiştir. Böylece haciz kararının şirket pay defterine işlendiği anlaşılmaktadır.
Ne var ki davacı taraf, borçlulara ait nama yazılı hisse senetlerinin tamamını hacizden önce noterde yapılan 19.09.2008 tarihli sözleşme ile devraldığını, 14.03.2008 tarihli tutanakla da teslim aldığını iddia etmektedir.
Gerçekten de; ...A.Ş. ve borçlular arasında imzalanan 14.03.2008 tarihli tutanaklara göre hisse senetlerinin tamamı bu tarihte borçlulara teslim edilmiş, borçlular da teslim aldıkları hisse senetlerini aynı gün düzenlenen tutanakla üçüncü kişiye teslim etmiş, daha sonra da sözleşme ile devrini gerçekleştirmişlerdir.
Bu durumda, kıymetli evrak niteliğinde olan dava konusu hisse senetlerinin İİK’nun 88. maddesine uygun biçimde yerinde haczedilip İcra Müdürlüğü tarafından muhafaza altına alınması gerekecektir.
Yukarıdaki açıklamaların ışığında, somut olayda geçerli bir haczin bulunduğundan söz etmek mümkün değildir.
Dava şartı bulunmadığından davanın reddine karar verilerek, karar tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan AAÜT’nin 7/2. maddesi uyarınca Tarife’nin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısmında yazılı vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken işin esasına yönelik red kararı verilerek, nispi tarife üzerinden vekâlet ücreti hesabı hatalı olmuştur.
Ne var ki yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden, 6100 sayılı HMK’nin geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’nin 438/7. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne ve kararın hüküm fıkrasının 4. bendindeki “4.980,00.-TL…” ibaresinin çıkartılarak yerine “400,00.-TL…“ ibaresinin yazılmasına, hükmün bu şekli ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine 25.3.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.