MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davalı (temlik eden) banka vekili ile davalı (temlik alacaklısı) ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı (3.kişi) vekili, davalı alacaklı tarafından borçlular aleyhine Serik İcra Müdürlüğünün 2010/871 sayılı dosyasından yürütülen takipte uygulanan 17.2.2010 tarihli haciz işleminde, borçlu ile ilgisi bulunmayan müvekkiline ait malların haczedildiğini ileri sürerek, haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı (alacaklı) banka vekili, dava açıldıktan sonra alacağın ...'a temlik edildiğini, müvekkilinin alacaklı sıfatının kalmadığını, davanın temlik alana ihbarını savunmuştur.
Temlik alan sıfatıyla dahili davalı ... vekili, davanın reddini savunmuş, davalı (borçlu) ... haciz uygulanan yerin ve mahcuzların kardeşi olan davacı 3.kişiye ait olduğunu savunmuştur.
Mahkemece, toplanan delillere göre; haciz uygulanan işyerinin ve mahcuzların davacı 3.kişiye ait olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı (temlik eden) banka vekili ile davalı (temlik alacaklısı) ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, 3.kişinin İİK’nun 96 ve devamı maddelerine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.
Mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, verilen karar dosyada mevcut delillere uygun düşmemektedir.
Dava konusu 17.2.2010 tarihli haciz işlemi davacı 3.kişi adına kayıtlı görünen adreste yapılmasına karşın, takip borçlusu Arif Kaş ile davacı 3.kişi kardeş olup, borçlu haciz sırasında hazır bulunduğu gibi, haciz sırasında davacı 3. kişi yararına yapılmış bir istihkak iddiası da yoktur.
Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre, davacı 3.kişi ile kardeşi olan borçlu aynı iş kolunda ticari faaliyette bulunmakta ve davacı daha önceden başka adreste ticaretle iştigal etmekte iken borcun doğumundan sonra haciz uygulanan adrese gelmiş olmasına karşın önceki adres kayıtlarının da faal olduğu olduğu görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davacı 3.kişi ile borçlunun birlikte ticari faaliyet yaptıkları açık olup, İİK.nun 97/a maddesinin birinci fıkrasının 2.cümlesi gereğince, haczedilen mahcuzları borçlu ile 3.kişinin birlikte elde bulundurdukları ve İİK.nun 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin borçlu, dolayısıyla alacaklı yararına olduğu, bu yasal karinenin aksinin davacı 3.kişi tarafından kesin ve güçlü delillerle ispatlanması gerektiği kabul edilmelidir. Davacı mahcuzlara dair fatura sunmadığı gibi, sunduğu ve borcun doğumundan sonraki tarihlere ilişkin olup her zaman düzenlenmesi mümkün vergi kaydı, adi nitelikli kira sözleşmesi vs. türü belgelerle yasal mülkiyet karinesinin aksinin ispat edildiğinden söz edilemez.
O halde, mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önüne alınarak, borçlu ve 3.kişi tarafından alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik danışıklı işlemler yapıldığının kabulü ile davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Kabule göre; alacaklı sıfatıyla aleyhine dava açılan banka dava açıldıktan sonra alacağını davalı (alacaklı) ...'a temlik etmiş olduğundan ve davada taraf (alacaklı) sıfatı kalmadığından, banka hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, bu yönün göz ardı edilmesi ve aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmiş olması da isabetli değildir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı alacaklı vekili ile temlik eden banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı (temlik eden) banka vekili ile davalı (temlik alacaklısı) ...'a geri verilmesine 10.6.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy