MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı şirkete kasko sigortalı olan müvekkiline ait aracın tek taraflı kazada hasarlandığını, ihbara rağmen davalının hasarı karşılamadığını, aracın çekici ile olay yerinden kaldırıldığını belirterek 177 TL çekici ücreti olmak üzere şimdilik 15.177 TL.nin ihbar tarihinin 15 gün sonrasından başlamak üzere avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, oluş şeklinin ve sürücünün kim olduğunun şaibeli olduğunu, aracın alkollü veya ehliyetsiz sürücü yönetiminde iken kazanın meydana geldiğini, araç sürücüsünün kimliği hakkında trafik görevlilerine doğru beyanda bulunulmadığını, hasarın teminat kapsamında olmadığını, doğru ihbar yükümlülüğüne uyulmadığını, hasar miktarının fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, kasko sigorta sözleşmesine dayanılarak sigortalı tarafından kasko sigorta şirketine karşı açılan tazminat istemine ilişkindir.
Davacıya ait aracın 9.7.2009/9.7.2010 vadeli poliçe ile davalı şirkete kasko poliçesi ile sigorta yaptırıldığı ve kaskolu araçtaki hasarın (rizikonun) poliçe yürürlük süresi içerisinde 27.4.2010 tarihinde meydana geldiği uyuşmazlık konusu değildir. Mal sigortaları türünden olan kasko sigorta poliçesinin teminat kapsamını belirleyen A/1 maddesine göre gerek hareket ve gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması, gibi kazalar ile 3.kişilerin kötü niyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan TTK.nın 1282 maddesi uyarınca sigortacı geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı yasanın 1281.maddesi hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5 maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir. İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı, kasko poliçesi genel şartlarının B.1.5 maddesi ve TTK 1292/3 maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu, sanki bu oluşan riziko teminat içinde imiş gibi ihbar ederse ispat külfeti yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat külfeti sigortalıya geçer.
Bu ilkeler doğrultusunda somut olaya baktığımızda resmi görevlilerce düzenlenen kaza tesbit tutanağına göre; 27.4.2010 tarihinde saat 01.20'de davacıya ait araç sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu gidiş istikametine göre yolun solundaki orta refüje çarpıp yoldan çıkarak devrilmiş, yaralamalı, hasarlı, tek taraflı trafik kazası meydana gelmiştir. Kaza tutanağında sürücünün ... olduğu belirtildikten sonra tutanağın altına ... sürücü olduğunu beyan etmişse de kaza mahalline kendilerinden 25 dakika sonra intikal ettiğinden kazayı yapan sürücü
kanaatinin oluşmadığı şeklinde açıklama yazılmıştır. Davalı vekili sair itirazları yanında tutanakta yazılı bu açıklama nedeniyle davacı sigortalının doğru ihbar mükellefiyetine uymadığını ve poliçeden kaynaklanan haklarını kaybettiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Dava dışı ... davalı şirkete verdiği 9.6.2010 tarihli beyan yazısında olay tarihinde yanında ağabeyi ...,... olduğu halde sigortalı araç kendi sevk ve idaresinde iken önlerinde seyreden plakasını alamadığı kamyondan kasa düşmesi sonucu buna çarpmamak için direksiyonu kırdığını ve kazanın meydana gediğini beyan etmiş, devamla abisinin kendine gelmesi için kendisine tokat attığını, buna kızarak yolun karşısına geçtiğini ve oradaki kamyonculardan su alıp oturduğunu, bu sırada trafik görevlilerinin geldiğini ve abisinin gelerek kendisini polislerin yanına götürdüğünü, bu nedenle tutanağa kendisinin kaza mahallinde olmadığı şeklinde ayrıca açıklama yazısı yazıldığını, ambulansla hastaneye gittiklerini belirtmiştir. Araçta bulunan ...,... olayın hemen akabinde Jandarma Karakol Komutanlığında ve ... dışındaki diğer tanıklar mahkeme huzurunda verdikleri ifadelerinde; aracı ...'un kullandığını, 90 Km hızla yolda seyrederlerken yol içinde aniden bir sandık farkettiklerini, sürücü ...'in buna çarpmamak için manevra yaptığını, aracın takla atarak yolun solundaki orta refüje çarptığını söylemişlerdir. Kazadan sonra olay yerine gelen ambulansla sürücü ve yanındaki şahıslar hastaneye götürülmüşler, burada yapılan muayene sonucu sürücü ...'un alkolsüz olduğu basit tıbbi müdahale ile iyileşeceği tesbit edilmiştir. Duruşmalarda dinlenen tutanak tanıkları, kaza anonsu üzerine olay yerine gittiklerinde kaza yerinde bulunanlardan sürücünün yaralı olması sebebiyle Nurdağı'na gittiğini duyduklarını, 15-20 dakika sonra olay yerine gelen ...'un sürücünün kendisi olduğunu söylediğini, bu şahsın 15-20 dakika içinde hastaneye gidip dönmesi mümkün olmadığından beyanına itibar etmediklerini, zaten sürücü, olduğunu söyleyen ...'in elinde hafif bir çizik bulunduğunu durumunun hastaneye gidecek kadar ağır olmadığını ifade etmişler, tutanak tanığı ... bu ifadeye ilaveten araçta bulunan 4. kişinin de alkollü olduğunu gözlemlediklerini söylemiştir. Davalı ... şirketi nezdinde düzenlenen 14.6.2010 tarihli araştırma raporunda dahi adli raporlara göre ...,... 'nın alkolsüz oldukları, ...'in 0.46 promil alkollü olduğu (saat 02.55 teki rapora göre) bildirilmiştir. Tutanak tanıklarının beyanları varsayıma dayalı olup araçtaki şahısların alkollü oldukları ileri sürülmüş ise de dosyadaki mevcut raporlara göre sürücü ...,... 'nın alkolsüz oldukları sabittir. Tutanak tanıklarının sürücünün hastaneye gittiğine dair duyumu kimden aldıkları somut şekilde belirlenmemiştir. Olayın başından beri ... ile sigortalı araçta bulunan diğer şahıslar aracın sürücüsünün ... olduğunu ifade etmişlerdir. Bu açıklamalar ve tesbitler karşısında davalıya kasko sigortalı aracın sürücüsünün ... olduğu şahsın alkolsüz bulunduğu hasarın teminat kapsamında kaldığı dosya kapsamına göre sabit olduğu gibi davacı sigortalının rizikonun gerçekleşme şeklini kasten ve iyiniyet kurallarına aykırı olarak bildirdiği de sabit olmamıştır. Bu halde rizikonun ihbar edilenden farklı şekilde gerçekleştiğini ispat külfeti sigortacıda bulunmaktadır. İspat külfeti somut olayda davalı sigortacıda olmakla sigortacı rizikonun ihbar edilenden farklı şekilde oluştuğunu sigortalının kasten ve iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde doğru ihbar mükellefiyetine uymadığını, teminat kapsamında olmayan bir hususun sanki teminat kapsamındaymış gibi ihbarda bulunulduğunu hasarın teminat kapsamında kalmadığını soyut iddialarla değil somut delillerle kanıtlayamamıştır.
Bu durumda mahkemece hasarın teminat kapsamında olduğunun kabulü ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde doğru ihbar yükümlülüğüne uyulmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 28.3.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.