MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı (üçüncü kişi) vekili, ... İcra Müdürlüğü’nün ... sayılı Takip dosyasında yazılan talimat uyarınca, Trabzon 3. İcra Müdürlüğü’nün ... sayılı Talimat dosyasında yapılan 14.10.2010 günlü hacze konu menkullerden bir tanesinin davacı üçüncü kişi şirkete ait faturalı bir cihaz olduğunu, diğer ikisini tamir ve onarım için bırakıldığını ve davacının bunlar üzerinde hapis hakkının bulunduğunu, borçluların mahcuzlarla ve haciz adresi ile ilgisinin olmadığını, borçlu şirketlerin alacaklarını üçüncü kişi şirketin bayisi olan firmalara devretmesinden sonra bakım amacı ile gönderilen cihazlar nedeni ile haciz mahallinde bir kısım evrakın ele geçtiğini belirterek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına ve tazminata karar verilmesini istemiştir.
Davalı (alacaklı) vekili, borçlu şirketlerin eski çalışanlarını davacı şirket bünyesinde çalıştıklarını, yine borçlu şirketlerin eski ortağı ...’nın davacı şirketin
kurucuları arasında yer aldığını, mahcuzların tamir ve bakım için bırakılmış eşyalar olduğunu, mülkiyetinin kime ait olduğunun belli olmadığını, sunulan faturaların ise mahcuzlara uymadığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı (borçlular), mahcuzların borçlularla ilgisinin bulunmadığını savunmuşlardır.
Mahkemece toplanan delillere göre: “dava konusu haczin üçüncü kişi şirketin ticaret sicil kaydında geçen faaliyet adresinde yapıldığı, bu sırada davacı şirket yetkililerinin hazır bulunduğu, borçluların faaliyet adreslerinin farklı yerler olduğu, ortakları itibarı ile de davacı şirket ile organik bağlarının bulunmadığı, İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin üçüncü kişi yararına olduğu, hacizde borçlu şirketlere ait bir kısım evrakın ele geçtiği, ancak bu durumun davacının borçlu şirketlere ait tıbbi cihazların bakımını yapan bir firma olmasından kaynaklandığı, borçluların bazı çalışanlarının aynı iş kolunda faaliyet gösteren davacı şirket bünyesinde çalışmalarının da muvazaanın kanıtı olamayacağı, mahcuzların bakımı yapılmak üzere üçüncü kişi şirkette bulunan farklı firmalara ait makineler olduğunun bilirkişi incelemesi ile de belirlendiği“ gerekçesi ile davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir.
Davacı üçüncü kişi ve borçlu şirketler arasında bir kısım eski ortaklarının aynı kişilerden oluşması ve aynı alanda faaliyet göstermeleri nedeni ile organik bağ vardır. Diğer yandan haciz mahallinde borçluya ait evraklar bulunmuştur ve borçlu alacaklarını borcun doğum tarihinden sonra üçüncü kişinin bayisi olduğu firmalara devretmiştir.
Bu koşullarda İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin borçlu, dolayısıyla alacaklı yararına olduğunun kabulü gerekir.
İspat yükü altında olan üçüncü kişi, mahcuzlardan bir tanesi üzerinde mülkiyet hakkına dayanmış ve bununla ilgili bir de fatura sunmuştur. 19.02.2010 tarihli bu fatura borcun doğum tarihinden sonra düzenlenmiş olup, hiçbir ayırt edici özellik içermediği için de mahcuzla karşılaştırılması mümkün olmayan her zaman temini mümkün belge niteliğindedir.
Diğer mahcuzların ise tamir amacı ile bırakılmış cihazlar olduğunu iddia eden üçüncü kişi, hapis hakkına dayandığını belirtmekle birlikte, hapis hakkının üçüncü kişilere (davalı alacaklıya) karşı ileri sürülebilmesi için aranan yasal koşulların gerçekleştiği yönünde bir kanıt ileri sürememektedir.
Ne var ki hapis hakkı, muaccel ve geçerli bir alacak nedeniyle alacaklıya, zilyetliğinde bulunan, ancak borçlusuna geri vermekle yükümlü olduğu taşınır bir malı veya kıymetli evrakı geri vermekten kaçınma yetkisi tanıyan bir ayni haktır (TMK’nun 950. maddesi). Somut olayda bu hakkın alacaklıya karşı ileri sürülebilmesi için aranan koşulların gerçekleştiği iddia dahi edilmeden sadece mahcuzların tamir için bırakılmış olduğunu ileri sürmek hapis hakkının kullanılabilmesi için yeterli değildir.
Bu durumda açılan davanın tüm mahcuzlar yönünden reddi gerekirken oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı alacaklıya geri verilmesine 1.4.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy